Titicaca Yolunda -2- Tiwanaku Medeniyeti


18 Ekim, 2015    Gezi



La Paz her zamanki gibi karmaşayla güne uyanmıştı. Satıcılar sokaklardaki yerlerini erkenden açmış, kimi yeri dar kimisi geniş sokaklarda trafik sıkışmıştı. Bize çantamızı sırtlanıp yola düşmek kalmıştı. Ama önce orta halli bir esnaf lokantasında, büyükçe bir kapta servis edilen, tavuklu patatesli lezzetli bir yemekle karnımızı doyurduk. Genelde sokaktan yemeyi tercih ederiz. Ancak La Paz’da sokak satıcılarının ciddi bir temizlik sorunu var. Kolibasili olma ihtimaliniz yüksek.

Kentten çıkıp 70 km mesafedeki Tiwanaku tarihi bölgesine gidecektik. Tiwanaku, İnka öncesi MÖ 1000 dolaylarında son bulmuş önemli bir medeniyet. Tiwanaku kaybolup gittikten sonra bile, kültürü Güney Amerika’da bir yeri etkilemiş. Hatta Şili’den 3 bin km açıkta Pasifik ortasındaki Paskalya adalarının dev heykelleri bile aslında Tiwanaku kültürünün devamı.

Tiwanaku’ya giden minibüsler kent mezarlığının oradan kalkıyor. Minibüs deyince uzak doğu tipi küçük, burada “kombi” dedikleri tarzda araçlar. 1 buçuk ya da iki dolara yolcu taşıyorlar. Aracın ufak olmasına aldanmayın; içine 14 yolcu alıyor. Zaten aracı o kadar hızlı kullanıyorlar ki eğer içinde bu kadar yolcu olmasa hafiflikten uçabilir. Buna ek olarak Bolivya’da şoförlerin sarhoş olması neredeyse bir kuraldır. Uzun yol şoförleri ise uykusuzluğu her daim ağızlarından eksik etmedikleri koka yaprağıyla aşarlar. Koka çiğnenir ama atılmaz. Yanağın kenarında biriktirilir ki kokanın uyarıcı etkisi diş eti tarafından emilmeye devam edilsin. Dışarıdan bakıldığında dişi şişmiş sanılabilir. Ama o şişkinlik sadece kokadır.

Koka yaprağı bu coğrafyanın en temel gerçeklerini taşır. Coğrafyanın yüksekliği kokanın etkisiyle hafifletilir. Sömürge döneminde madenlerde çalışan yarı-köle halk bir de bu koka ticaretiyle sömürülürdü. Koka altın kadar değerlidir. Bugün bile koka yaprağının para gibi bir değişim değeri vardır.

Yol, her iki yanı yeşil yüksek bir platoda, geniş bir gökyüzü ve sonsuz bulutlar eşliğinde uzanıyor. Diğer yanda And dağ sırasını, karlı zirveleri görmek mümkün. Tiwanaku, Bolivya’nın en iyi yoluna sahip diyebiliriz. Yine kombinin şoförü bir çukur bulup hepimizi zıplatmayı başarıyor. Fakat sonunda antik kente varmayı başarıyoruz.

Daha önceki yıllarda Tiwanaku arkeolojik alanına girmek ücretsizdi (ya da ben ücret alınmadığı bir döneme denk gelmiştim). Şimdilerde 12 dolar civarında bir giriş ücreti belirlenmiş. Tabi Bolivyalılardan bu para alınmıyor. Bu rakama Kalasasaya Tapınağı, Puma Kapısı, seramik ve Taş Eserler  Müzesi dahil.

Kentin genel görünümü çok belirgin değil. Uzaktan bakıldığında bazı tapınak ve kapılar seçilebiliyor. Bunun dışında taşlar sağlı sollu boş bir araziye yayılmış. Bu nedenle mutlaka bir rehber eşliğinde gezmek ya da öncesinde iyi bir araştırma yapmak lazım.

Geziye Akapana Piramidinden başlanılıyor. Bu piramit Güneşe kültüne adanmış, Yedi kattan oluşan 18 metrelik bir yapıymış. Doğu tarafından girişi olan piramide iki “Puma Adam” eşlik ediyormuş(Bu heykeller Taş Eserler müzesinde sergileniyor). Piramidin alt yatay basamakları ortaya çıkarılmış. Genel olarak höyük görünümünde.

Kantatalita harabesi ortaya çıkarılmış, toprak altı seviyedeki düzgün yan duvarları gözlenebilir. Buradaki yuvarlatılmış taş işçiliğinin daha ileri örneklerini Machu Picchu’da görmüştük. Burasını bir başlangıç noktası sayabiliriz. Kantatalita “gündoğumu ışığı” anlamına geliyor. Burası bir Güneş Medeniyeti olduğundan güneşin her açısını karşılayan bir yapıya sahip olduğunu varsayabiliriz.

En önemli noktası olan Kalasasaya Tapınağına geliyoruz. Burada en önemli ritüellerin yapıldığı Güneş Kapısı var. Bu kapıdan geçmek bir ayrıcalık sayılıyor. Hemen yanı başında Putuni denilen lahit tapınağı var. Putuni, “deliğin olduğu yer” anlamına geliyor. Buradaki lahitlerden hiçbiri günümüze ulaşmamış. Fakat duvarlarda büst şeklinde yüzler kalmış. Bu yüzler ortak bir avluya bakıyor. Lahit odalarının hareketli taş kapıları olduğunu izlerden anlıyoruz.

Putuni’nin batı tarafında ise iki metre derinliğinde su kanalları bulunuyor. Zaten Tiwanaku medeniyetinin en önemli özelliklerinden biri de bu drenaj kanalları. Çok gelişmiş bir sulama sistemi olduğu bu kanallardan anlaşılıyor.

Puma Kapısı ya da orijinal ismiyle Puma Punku değişik yönlere uzanan bir platform. Bakır bağlarla birleştirilmiş, büyük taş blokların oluşturduğu bu platform aslında altın kaplı bir yapıymış. Fakat üzerindeki renkli seramikler ve altının sömürge döneminde yağmaladığı sanılıyor.

Son olarak da Kerikala olarak adlandırılan din adamlarının ev yıkıntıları var. Ancak bu kısım oldukça kayıp. Aslına bakarsanız görecek pek bir şey yok.

Tiwanaku’da dikkat çeken diğer iki şeyden biri taşların hemen tümünde haç biçiminde yontmaların bulunması. Bu durum İspanyol sömürgecileri de şaşırtmış. Burada hıristiyanlığın izlerini bulduklarını sanmışlar. Oysa bu güney kutup yıldızını işaret ediyor. Diğeri ise rahip heykelleri. Bu heykeller genelde 3 metre yüksekliğinde ama müzede sergilenen Toprak Ana Heykeli  7,30 metre yüksekliğinde. Hepsi de toprakaltından çıkarılmış.

 

 

Videolar






Latinamerikainfo | Copyright 2014 | Sitemizde Kullanılan Tüm Yazı ve İçerikler Özgür UYANIK'a aittir. İzinsiz ve İsim Belirtmeden Kullanılamaz. Tüm Hakları Saklıdır.