Titicaca Yolunda -3- Copacabana


21 Ekim, 2015    Gezi



Bir yıkıntıya dönmüş Güney Amerika’nın eski medeniyeti Tiwanaku’yu geride bırakıp Titicaca Gölüne doğru hareket ettik. Hedefimiz Titicaca’nın merkez yerleşimi Copacabana’ydı. bu kent bir yarımadanın ucunda yer alıyor. Fakat yarımadanın başlangıcı Peru sınırlarında kaldığından Copacabana’ya ancak karşı kıyıdan bir botla geçmek mümkün.

Titicaca ortalama 3800 metre rakımda, dünyanın en yüksekteki, gemi ulaşımı yapılabilen en büyük gölü sayılıyor. Titicaca ve çevresi İnka Uygarlığının merkezi. Gölü besleyen 25 nehir var. Tiwanaku uygarlığı ise gölün en güney ucuna yakın bir noktada. Ama oradaki su kaynakları kurumuş.

Yolculuk geniş ve boş bir arazide ilerlerken, göle ulaştığınızda garip bir hal alıyor. Sanki bir el denizi ve karayı kaldırıp göğe yaklaştırmış gibi. Gök suya dokunuyor. Renkler içe içe girmiş: mavi, beyaz, toprak ve sarının tonları. Bulutların ardında parlayan sert bir güneş altında; arazi yayılmış tek tük toprak evler, lamalar ve otlayan koyunlar.

Copacabana’ya geçeceğimiz Tiquina boğazına varıyoruz. Burada küçük bir limanda, küçük bir tekneye doluyoruz. Gölün soğukluğu yüzümüze vuruyor. Acaba atlasak mı suya diye konuşuyoruz. Kaptan bizle kafa buluyor: “Yavaş yavaş gelirsiniz” diye. O sırada fark ediyorum ki bu küçük tekneye bağlı üzerinde otobüs olan sal bizimle geliyor.

Karşı kıyıya vardığımızda artık Copacabana’daydık. Kent merkezine kadar biraz yol alıp Santuario Bazilika’sının da bulunduğu meydanda indik. Bu mabed sanırım Bolivya’nın ruhani anlamda en önemli kilisesi. Sebebi ise buranın İnka inanışı açısından merkez bir nokta olması.

Pachamama (toprakana) ayinleri ülkenin her yanından gelen Bolivyalarca Copacabana tepesinde yapılıyor hala. Bu en eski inanışları bir çeşit hıdırellez olarak tanımlanabilir. Ateş yakılıyor ve Pacahamama’ya dualar ediliyor. İçki de ayinin önemli bir parçası. Hem içiliyor hem de toprağa dökülerek kutsanıyor.

Bolivyalıların %99’u Katolik Hıristiyan. Ancak yukarda bahsettiğim Pachamama inancı kendini korumuş. Bir anlamda Meryem Ana ve Pachamama birleşmiş. Copacabana’daki kilisenin önemi de buradan geliyor. Muhtemelen eski bir mabed üzerine inşa edilmiş yeni inancı temsil ediyor.

Meydandan biraz aşağıda turistik eşya satan dükkânların yanından inerek sahile ulaştık. Copacabana’nın en tuhaf görünümlü oteline girdik. Tozlu, ama göl manzaralı ve bir apartman dairesinden çevrildiği çok belli olan büyükçe bir odasına yerleştik. Burası sabah ve akşamüzeri tadına doyulmayacak bir ortam olacaktı bizim için. Balkonda tavla oynayıp koka çayı bile içecektik.

Kilisenin bulunduğu meydanda büyükçe bir pazar kurulu. Genelde dini eşyalar satılıyor ama işe yarayacak malzemeler de bulmak mümkün. Her geçen yıl burayı daha turistik buluyorum. Çok önceden beri burada bulunan takıcı Warita’ya uğramadan edemiyoruz. En ilginç eşyalar onda fakat o  da fiyatları turizme göre ayarlamış.

Akşam yemeğe lokantada yemeğe karar verdik. “0 km” diye bir yer var. tabi Bolivya’da tavuktan şaşmamak lazım. Göl kenarında olduğunuza aldanmayın. Balığın pek tadı yok. “Paceña” diye bir biraları var. Ondan içtik ve erkenden yattık.

Titicaca üzerinde Bolivya ve Peru tarafından paylaşılmış 40-50 ada var. Bunların en büyüğü “Güneş Adası”. Bu ada İnka efsanesinin doğuşuna ev sahipliği yapıyor. İnka imparatorluğunun kurucusu sayılan şef Manco Cápac ile eşi Mama Ocllo’nun burada bulunan kutsal taşın üzerine indirildiğine inanılıyor. İkisi İnkaların Adem ve Havva’sı oluyor. Gökten buraya indirildikten sonra şimdi Peru sınırlarında bulunan ve Machu Picchu’ya yakınlığıyla bilinen Cuzco’yu İnkaların başkenti yapıyorlar.

Aslında bu adanın ismi gölle aynı. Gerçekte ise göl adını buradaki bir kayadan alıyor. Görünümü sebebiyle Puma Kayası adını göle veriyor. Yani Titicaca “Puma Kayası” anlamına geliyor.

Sabah 8 gibi bir botla Güneş Adasına doğru yola çıktık. Tekne bir süre sonra bir balıkçı limanı olan Challapampa’da durdu. Burada inip adada tura çıkılıyor. Oradaki köy içlerinden düzgün ifadesi olan birini rehber olarak belirlemiş. Kafileyi karşılıyor ve gezilecek noktalara taşıyor. İlk olarak bir köy evinden müzeye dönüştürülen bir yere uğruyoruz. Müzeye giriş için çok küçük bir ücret alınıyor. Fazla bir şey yok ama en azından buradaki değerleri koruyan bir topluma destek verdiğinizi biliyorsunuz. Oradan Chincana yıkıntılarına ve kutsal kaya Wiracocha’ya doğru yürüyüşe geçiyoruz.

Kayaların arasından, güneşin gücünü tepemizde hissederek tepeye tırmanıyoruz. Bu rakımda yürümek hem daha yorucu hem de insanın kendisini daha güçlü hissetmesine neden olan bir enerji taşıyor. Buradaki ailelerin hemen hepsi binlerce yıldır burada yaşıyor. Dışarıdan kimsenin geleceği bir yer değil. Adadakiler ise kendilerine yetecek toprak ve göldeki ürünlerden yararlandığı için buradan gitmeyi tercih etmiyor.

Rehberin anlattığına göre kutsal kaya Wiracocha’da eski çağlarda bakire kurban edilirmiş. Şimdi temsili ayinler yapılıyor. Bulunduğumuz sırada bir Şaman bir tür ayin yaptı. Birkaç kişi de Şaman’ın kutsamasını için ayrı ayrı ayin gerçekleştirdi. Toplama bir kalabalık olunca biraz saçma oluyor. Belki kendi toplumları içinde ortak değerleri paylaşan insanlarca yapılsa daha anlamlı olabilirdi.

Yüksek bir enerji taşıdığı söylenen kutsal kayaya biz de dokunmadan geçmiyoruz. Doğrusu daha önce Erich Von Daniken’in uzaylılar kitabına konu olmuş “Samaipata” kayasına çıkmış biri olarak buradakinden pek etkilenmedim. Samaipata dünyanın yekpare en büyük kayalarından biri ve üzerinde çok ilginç şekiller var. Buradakinde ise başkalarının bıraktığı dilek taşlarından başka bir şey yok.

Titicaca'nın başka bir özelliği de yüzen adalar. 

Bu adacıklar üzerinde yaşayan Uro(ya da Uru) diye bir halk var. Bugün Aymara diline uyum sağlamışlar ama aslen Uruquilla diye farklı bir konuşuyorlar.

Videolar






Latinamerikainfo | Copyright 2014 | Sitemizde Kullanılan Tüm Yazı ve İçerikler Özgür UYANIK'a aittir. İzinsiz ve İsim Belirtmeden Kullanılamaz. Tüm Hakları Saklıdır.