13 Ağustos, 2015 Haberler

Küba’ya ABD ambargosunun başlamasının üzerinden 55 yıl geçti. Artık ABD bile bu politikanın başarısızlığını ve geçersizliğini kabul etmiş durumda. Adayla yeniden diplomatik ilişkiler başladı. 20 Temmuzdan itibaren karşılıklı büyükelçilikler açıldı. Hatta 7.Amerikalılar Zirvesinde iki devlet başkanı bir araya geldi. Şu birkaç ayda her şey çok hızlı ilerledi. Fakat bu balayı da çabuk bitebilir ve ABD her an kendi “demokrasi” normlarını dayatmaya başlayabilir. Bundan da önemlisi “açılımın” hızı adada sosyo-kültürel ve siyasal dengeleri sarsabilir.
Kamuoyu, ABD ve Küba başkanlarının el sıkıştığını ilk kez 2013’te Nelson Mandela’nın cenazesinde gördü. Bu ikisini yarım yüzyıl boyunca aynı salonda bile görmek mümkün değildi. İki devlet başkanının buluşması tüm haberlerde Mandela’nın cenazesinin bile önüne geçmişti. Bir şeyler değişmeye başlıyordu.
Her ne kadar ABD’nin Küba’ya yönelik istilacı politikası, dünyayı bir nükleer savaşın eşiğine kadar getirmiş de olsa iki ülke hiçbir zaman gerçek anlamda ilişkiyi kesmedi. Bunun en tipik örneği ABD’nin Küba’dan resmi yoldan göçmen almasıdır. Ada halkından ABD’ye çalışmak için gitmek isteyenlerin bulunduğu bir liste iki ülke makamlarınca değerlendirilir ve her yıl bu belli bir oranda gerçekleştirilir. ABD eğitim düzeyi yüksek Küba toplumundan göçmen almayı kendi çıkarına görmekte, Küba yönetimi de çalışmak için göç edenlerin göndereceği dövizin adada dolaşıma girmesini önemsemektedir.
Ayın 14’ünde ABD Dışişleri Bakanı John Kerry Küba’ya tarihi bir ziyaret gerçekleştirecek. Ayrıca Obama’nın da başkanlık süresi dolmadan Küba’ya gitmesi kuvvetle muhtemel. Fakat bu Küba’ya yönelik ambargonun tamamen kaldırıldığı anlamına gelmiyor. Finans ve ticaret alanlarında bile tam bir serbestlik söz konusu değil henüz. Küba toprağı olan ve “11 Eylül sanıklarının” tutulduğu Guantanamo askeri üssünün boşaltılması da ilk müzakere maddeleri arasında yerini koruyor.

(Küba, ABD'nin adadaki askeri üssü olan Guantanamo'daki işkence merkezinin boşaltılmasını istiyor)
Fransa Cumhurbaşkanı’nın bile koştura koştura gittiği Küba pazarını ABD’li muhafazakarların önemsemediğini düşünmek safça olur. Üstelik ABD kamuoyu araştırmalarına göre halkın %60’ı ambargonun kalkmasından yana. Obama bu desteği göz önünde bulundurarak bu yıl Ocak-Temmuz dönemi için Küba’ya yapılacak ziyaretlerin kotasını %54 oranında artırdı. Eğer adaya ziyaret tamamen serbest kalırsa yılda asgari 500 bin ABD vatandaşının adaya gitmesibekleniyor.

(Küba doğal güzellikleri ve korunan tarihi yapısıyla dünya turizminin en önemli noktalarından biri)
Birçok ABD menşeli şirket Küba’ya yatırım yapmak için hazır bekliyor. Küba’nın dev yatırımı olan “Mariel Özel Kalkınma Bölgesi” limanındaki avantajları Çinli rakiplerine kaptırmak istemiyorlar. Mariel bölgesi, yabancı yatırımcılara on yıllık bedelsiz kullanım, bir yıl gümrük ve satış vergisinden muaf olma gibi olanaklar sunuyor.

(Mariel Kalkınma Bölgesi 465 bin kilometrekarelik bir alanı kapsıyor)
Küba’nın yabancı yatırımcılara sunduğu olanaklar bunlarla sınırlı değil. 2014’te çıkarılan “Yabancı Yatırımı Yasası” adada yapılacak yatırıma %15 vergi indirimi ve kendi iş gücünü getirme gibi kolaylıklar tanıyor. Fakat yine de yabancıların hisse sahipliği %49’la sınırlı tutuluyor. Eğitim ve sağlık gibi Küba sistemi için önemli alanlarda ise yabancılara yatırım hakkı tanınmıyor.
Küba Komünist Partisi(KKP) 7. Kongreye Doğru
Her ne kadar değişim güçlü ve hızlı bir şekilde kendini hissettirse de Küba bu sürece hazırlıklı girdi. Yabancı Yatırımıyla ilgili kanunlar 2011’deki Küba Komünist Partisi 6. Kongresinde alınmıştı. Ada yönetimi, üretim krizine karşı yabancı yatırımın önemini vurgulamıştı.
Şimdi KKP 7. Kongreye hazırlanıyor. Daha önceki Kongrelerde tespit edilen bürokrasi ve yolsuzluk hala tanınan bir sorun. (Yolsuzluk deyince bürokrasidekilerin sağladığı küçük faydaları kastediyoruz. Yoksa zenginleşecek kadar yolsuzluk yapmak olası değil) Önemli tartışma maddeleri arasında ekonomik durgunluk, büyüyen özel sektörle birleşen yabancı sermaye karşısında sosyalizmin geleceği de var.

6.Kongrede alınan ekonomik kararlarda Venezuela’daki durumun da fazlasıyla etkisi var. Chavéz’in Bolivarcı Devrimi’nin bölgede bir çok Latin Amerika ülkesiyle gösterdiği dayanışmadan Küba da faydalanmaktaydı. Fakat petrol fiyatlarının yarı yarıya düşmesi son yıllarda Venezuela’nın bu desteği aynı ölçüde sürdürmesini engelliyor.
Başkan Raul Castro, belki de son yarım asrın en önemlisi olacak kongrenin, Nisan ayında yapılacağını açıkladı. Gelecek Kongrede 2011’deki “Devrimin ve Partinin Ekonomik ve Sosyal Politika Çizgisi” belgesinin yeniden değerlendirilmesi bekleniyor.

(Raul Castro'nun oğlu Alejandro, Angola'daki askeri görevi sırasında sol gözünü kaybetti)
Adadaki değişim liderliğe de yansıyacak. Kongrede Raul Castro bu değişimin tarihini de verecek. Muhtemelen 2018 yılında başkanlık dahil karar mekanizmalarında ağırlık Devrim sonrası doğan kuşağa geçecek. Yeni kuşaktan liderlikte şu an başkan yardımcısı olan Miguel Díaz Canel, Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez, Ekonomi Bakanı Marino Murillo ve Raul Castro’nun çocukları Alejandro ve Mariela Castro’nun adları ön plana çıkıyor.

(Komünist Gençlik Örgütünden gelen Başkan Yardımcısı Miguel Diaz başkanlık için geçen isimlerden biri)
50 yıl sonra Allende: Bizi teğet geçen bir yıldızın yörüngesi
Amerika'nın en büyük düşmanı: Çirkin, kötü, Meksikalı
Herkesin aşık olduğu İpanema Kızı kimdi?
Venezuela: “Zafer ya da Propaganda” işte bütün mesele bu!
Kolomb fantezisi
Tanrı ile konuşan şair: Ernesto Cardenal
Arjantin’den Türkiye’ye çözülemeyen İran düğümü
0 YORUM