28 Haziran, 2014 Haberler

Kolombiya'da yaşanan süreç neyin süreci?
İki hafta önce Kolombiya’da Başkanlık seçimlerini yeniden Manuel Santos kazandı. Bu seçimler Andres Pastrana’nın Başkan seçildiği 1998 yılını hatırlatırcasına “barış müzakereleri”ne odaklı geçti. 1998 seçimlerine giderken FARC-EP (Kolombiya Devrimci Silahlı Kuvvetleri-Halk Ordusu) ve ELN (Ulusal Kurtuluş Ordusu) Kolombiya topraklarının yarısını fiili olarak yönetir pozisyondaydılar. Öyle ki Başkan Pastrana ülke topraklarında yalnızca gerilla egemenliğini değil “tarafsız bölge”yi de resmen kabul etmek zorunda kalmıştı. Oraya gidip FARC lideri Marulanda’yla el bile sıkıştı. Bunda bir tuhaflık yoktu: Zira gerilla güçleri Kolombiya siyasetinin son yarım asırlık döneminde en önemli gerçeklikti. Daha önce defalarca kere çeşitli gerilla güçleriyle anlaşmalar yapılmıştı. Üstelik Sovyet bloğunun yıkılışını takiben Orta Amerika’daki Halk Cepheleriyle de nihai barış anlaşmaları imzalanmıştı. Ancak Pastrana’nın anlaşması ABD Başkanı Clinton’un “Kolombiya için Barış Planı”na dayanmaktaydı. Clinton yönetimi gerilla bölgelerindeki petrollerin güvenliğini ve uyuşturucu trafiğinin tam denetimini sağlamak istiyordu. Fakat Bush ve “11 Eylül Konsepti” planın uygulanma tarzını keskin biçimde değiştirdi. Pastrana, FARC karargahına ani bir saldırı emri verdi. Böylece birkaç ay sonra başkan olacak Alvaro Uribe tarafından on yıla yayılacak yoğun bir çatışma dönemi başlamış oldu. Bu dönemin özelliği ABD’nin savaşta açık bir taraf olmasıydı: Uribe yönetimine on milyar dolarlık destek sağlandı. Buna karşılık Kolombiya’da sekiz yeni ABD askeri üssü açıldı. Uribe kentlerde büyük bir temizliğe girişti. Binlerce sendikacı katledildi. Sendikalaşma % 5’e kadar geriledi. Paramiliter çeteler tüm fabrika ve büyük işletmelerin yönetimlerini ele aldı. ABD askeri kaynaklarından edinilen bilgilerle ormanlık ve dağlık bölgedeki gerilla grupları ağır bombardımana tutuldu. ABD askeri güçleri doğrudan FARC yüksek komutanlığını hedef aldı: Diplomatik şefi Raul Reyes’i, askeri şefi Julio Suárez’i ve genel sekreter Alfonso Cano’yu nokta operasyonlarla öldürdü. Bugünkü başkan Manuel Santos 2006’dan bu yana İçişleri Bakanı olarak planın en önemli uygulayıcısı konumundaydı. Uribe Başkanlıktan giderken 2010’da yerine Santos’u bıraktı. Kolombiya o sırada Chavez Venezuelasına karşı savaş ortamı hazırlıyordu. Fakat Santos’un gelişinin üzerinden bir ay geçmeden iki ülke arasındaki ilişkiler yeniden kuruldu ve hızlı bir işbirliğine gidildi. İşte bugün Küba ve Venezuela desteğiyle sürmekte olan “barış süreci” o sırada başladı. Sanki Santos bir anda “barış meleği” kesilmişti. Oysa gerçekte belirleyici olan halen ABD’nin “Kolombiya Planı”ydı: Kolombiya’daki askeri üslerden Latin Amerika’ya yönelik operasyonları yöneten o’ydu. Uyuşturucu üretimini bu süreçte % 60 oranında artırmayı başardığı için savaşı rahatça finanse ediyordu. Onun en iyi temsilcisi Başkan Santos ise “barış politikası”sayesinde yalnız Latin Amerika’ya entegre olmak isteyen sermaye güçlerinin değil sol kesimlerin de oyunu alıyordu. Kolombiya Planı işte bundan ibaretti.
Kolombiya’daki gerilla güçleriyle hükümet arasındaki görüşmeler Latin Amerika’daki tüm devletler ve sivil örgütlenmeler tarafından destekleniyor. Çünkü Kolombiya’da süren savaş kıtadaki en önemli çatışma kaynağı olarak siyasal istikrarı etkiliyor. Fakat bir de Kolombiya’nı siyasal gerçekleri var: Mesela ELN komutanlığı elindeki maden işletmelerini devretmeyeceğine göre acaba şirketleşecek mi? Ya da FARC yönettiği tarım alanlarında ticari işletmeler mi kuracak? Kolombiya barışı gerçekten bu şekilde mi inşa edilecek? Buna inanan bir Kolombiyalı tanıyan var mı?
50 yıl sonra Allende: Bizi teğet geçen bir yıldızın yörüngesi
Amerika'nın en büyük düşmanı: Çirkin, kötü, Meksikalı
Herkesin aşık olduğu İpanema Kızı kimdi?
Venezuela: “Zafer ya da Propaganda” işte bütün mesele bu!
Kolomb fantezisi
Tanrı ile konuşan şair: Ernesto Cardenal
Arjantin’den Türkiye’ye çözülemeyen İran düğümü
0 YORUM