08 Şubat, 2016 Haberler

Türkiye son zamanlarda yoğun çabalarına karşın Latin Amerika ülkelerinde neden kayda değer bir ekonomik bağ geliştiremiyor? Neden mesafeler mi, yoksa kıtadaki ülkelerin Kuzey Amerika’yla imzaladığı anlaşmalar mı?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geniş bir işadamları kuruluyla gerçekleştirdiği Güney Amerika gezisi sırasında, gözlerden çok uzak bir yerde, Yeni Zelanda’da Trans-Pasifik Ekonomik İşbirliği Anlaşması (TPP) imzalandı. TPP Vietnam, Singapur, Yeni Zelanda, Brunei, Malezya, Japonya, Avustralya, ABD, Kanada’nın yanısıra Meksika, Şili ve Peru gibi Latin Amerika ülkelerini buluşturuyor. TPP’nin ekonomik hacmi dünya ticaretinin %40’ını kapsıyor.

(Erdoğan, Ekvador Devlet Başkanı Rafael Correa'yla)
Brookings Institution, TPP’nin 2015 yılında ABD ekonomisine katkısının 5 milyar dolar olacağı tahmininde bulunuyor. 2025’te ise bu rakam üç katına çıkacak. ABD için TPP söz konusu rakamlardan daha öteye anlam ifade ediyor. Bu anlaşma Çin’e karşı uzak doğuda yeni bir ticaret dengesi sağlarken Latin Amerika bölgesinde ona karşı bir duvar örüyor.

(İşletmesi alınan Bolivar Limanı, Ekvador'un en güneyinde bulunuyor))
TPP, 30 başlıkta imzacı ülkeler arasındaki vergi duvarlarını kaldırmayı öngörüyor ve internetten çevreye kadar bir dizi standart getiriyor. Anlaşma özellikle ilaç sanayi, otomotiv ve tarımda Latin Amerika ülkelerini olumsuz etkileyecek gibi görünüyor. Bu sektörler uzak doğunun ucuz emek, güçlü sanayi ve ticari deneyim gibi faktörüyle rekabet edemeyecek. Örneğin anlaşmaya göre ilaç patentleri 15 yıl süreye uzatılacak ve içeri taklit edilemeyecek. Bu ABD’li tekellerin Amerika-Pasifik bölgesinde akıl almaz bir egemenliği anlamına geliyor. Üstelik Latin Amerika ülkeleri tüm sektörlerde düşük Ar-Ge payına sahip olduğundan zaman içinde tamamen rekabet şansını yitirecek.

(Bolivarcı İttifakın en güçlü üç ülkesi olan Venezuela, Bolivya ve Ekvador başkanları birarada)
ABD 2006’da Latin Amerika’ya Serbest Ticaret Anlaşmasını dayatmıştı. Bu girişim Arjantin, Brezilya önderliğinde Güney Amerika Ekonomik Birliği, MERCOSUR’la başarısızlığa uğramıştı. 2011’de MERCOSUR’a karşı, “Pasifik İttifakı” adıyla Şili, Peru, Kolombiya ve Meksika’dan oluşan bir serbest ticaret anlaşmasını hayata geçirdi. Şimdi ise bu hattı Pasifikteki ortaklarına bağladı.

(Güney Amerika Ortak Pazarı MERCOSUR dünyanın en büyük üçüncü ekonomik topluluğu)
Bu denkleme bakınca Türkiye Latin Amerika kapısını yanlış yerde arıyor gibi. Erdoğan Latin Amerika’ya ilk gezisini geçen yıl yine şubat ayında gerçekleştirmişti. Durakları Kolombiya ve Meksika’ydı. Meksika’yla Türkiye’nin 2014’teki toplam ticaret hacmi 1,2 milyar dolar. Bunun 945 milyon dolarını Meksika’nın ihraç ettiği kalemler oluşturuyor. Kolombiya ile toplam ticaret hacmi 997 milyon dolar. Bunun 814 milyon doları Kolombiya’nın Türkiye’ye ihraç kalemleri. Şili’yle toplam ticaret 2015’te 471 milyon dolarken Peru’yla 260 milyon dolar olarak gerçekleşmiş.
Türkiye’nin Latin Amerika ülkeleriyle ticari ilişkilerinin iki belirgin özelliği; alıcı konumunda olması ve pazar payının giderek daralması. Son yıllarda toplam ticaret hacminde %20’ye varan bir düşüş görünüyor. Bunun özellikle Pasifik İttifakı anlaşmasının bir etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’nin bu pazara girmesi giderek zorlaşıyor. Cumhurbaşkanı da belki bundan duyduğu rahatsızlıkla Peru’da Başkan Ollanta Humala’nın olduğu salona dolaylı olarak ABD’yi hedef aIan ve IMF’nin siyasi müdahalelerini yeren bir konuşma yaptı. Nihayetinde en kayda değer anlaşma da bir “Bolivarcı İttifak”(ALBA) üyesi ülke olan Ekvador’da gerçekleştirildi. Yıldırım Holding ihaleyi kazanarak Bolivar Limanı’nın işletmesini aldı. Beş fazda gerçekleşecek yatırım toplam 750 milyon dolara mal olacak.
50 yıl sonra Allende: Bizi teğet geçen bir yıldızın yörüngesi
Amerika'nın en büyük düşmanı: Çirkin, kötü, Meksikalı
Herkesin aşık olduğu İpanema Kızı kimdi?
Venezuela: “Zafer ya da Propaganda” işte bütün mesele bu!
Kolomb fantezisi
Tanrı ile konuşan şair: Ernesto Cardenal
Arjantin’den Türkiye’ye çözülemeyen İran düğümü
0 YORUM