22 Haziran, 2014 Yazılar

Hangisinin ekonomi bakanınız olmasını tercih edersiniz: Axel Kicillof'un mu Ali Babacan'ın mı?
Önümüzde bir fotoğraf duruyor, bu yıl yapılan Dünya Bankası toplantısından: en ön sırada bir vampir filminden çıkmış kadar korkunç varlığıyla Dünya Bankası Başkanı ve hemen yanında uslu çocuk ifadesiyle Ali Babacan ve MB başkanı Erdem Taşçı duruyor. Hepsi takım elbiseli sömürge bakanları. Fotoğrafın neredeyse dışında, en kenarda tek kravatsız, üzerinde ceket ve liseli kazağıyla, genç bir Bakan dimdik duruyor. Bu Arjantin Ekonomi Bakanı Axel Kicillof’tur. ABD’ci basının ülkenin başındaki en büyük “Marksist bela” dediği, söylenmedik ne Yahudiliği ne de teröristliği bırakılan Axel’dir o: Carlos Menem döneminde satılan Arjantin Devlet Petrol şirketi YPF’yi, Arjantin Havayollarını yeniden kamulaştıran ekibin başındadır. Ülkenin en hızlı ve etkili sosyal programlarını hayata geçiren kişidir. Çok başarılı bir kredi sistemiyle 400 bin aileyi ev sahibi yapmıştır. (Öyle F-tipi TOKİ’lerden bahsetmiyorum. Her biri müstakil, bahçeli, otoparklı insan haysiyetine yakışır evler)
Şimdi Axel ve Cristina Kirchner hükümeti “Akbaba Fonları”yla mücadele ediyor. 2001 krizinde Arjantin, borçlarını ödeyemeyeceğini ilan ettiğinde değeri sıfıra düşen devlet tahvillerini toplayıp ABD mahkemelerinde dava açan mafyalaşmış finans çeteleriyle yani. Son olarak bir ABD mahkemesi Arjantin’i borcun üç katı tazminata hükmetti. Mustafa Pamukoğlu Pazar günü Aydınlıkta ki köşesinde bu konuyu çok özlü biçimde anlattı. Ancak sanıldığı gibi Arjantin söz konusu cezayı ödeyeceğine dair bir açıklama yapmadı. Zira durum o kadar kolay değil: ilk olarak, bu ay sonuna kadar Arjantin ABD’deki alacaklarına 900 milyon dolar ödeme yapmak durumunda. Fakat eğer ABD mahkemesinin kestiği bir buçuk milyar dolar cezayı ödemezse bu yapacağı borç ödemesi de bloke olacak. Yani ABD resmen Arjantin’i “temerrüt” durumuna düşürecek. İkincisi, sırada başka bir dava var ki mahkeme aynı mantıkla Arjantin’e yüz milyar dolar ceza kesebilir.
Arjantin 90’ların neoliberal dalgasında her şeyini kaybetmişti. Ordusu dağıtılmış, tersaneleri kapatılmış, elindeki avucundakini satmış perişan bir devdi. 2004’ten bu yana solcu Kirchner hükümeti, kaybedilen ülke değerlerini sıkı bir ekonomi politikasıyla geri kazandı. İnsanına iyi bir yaşam standardı ve ulusal onuru tattırdı. Şimdi ise akbabalar başkanlık seçimine doğru ülkede yeni bir kriz yaratmaya çalışıyorlar. Fakat, Axel’in dediği gibi ,”Arjantin onlar istedi diye intihar edecek değil”.
Pasifik’ten Gelen Mucize: Noni
Amazon nehrinin Brezilya, Peru, Kolombiya’yı kesen bölgesinde yetişen tadı, görüntüsü ve kokusu tuhaf bir meyvedir Noni. Pasifik adalarından geldiği düşünülen bu meyve Asya’nın doğusundan Amazonlara bir numaralı doğal tedavi aracıdır. Tadına bakanın hemen anlayabileceği gücü, yediğimiz tüm meyvelerden farklı bir keskinliğiyle tüketildiği anda metabolizmada etkisini hissettirir. Romatizmadan faranjite, tüberkülozdan yaraların iyileşmesine kadar yerli toplumlarının mucizevi ilacı olan Noni modern tıpta kanser tedavisinde kullanılıyor. Noni’nin meme tümörlerini bloke ettiği kanıtlanmış. Zaten Noni vb. meyveleri tüketen yerli topluluklarında kanser vakasına rastlanmaması da bunun kanıtıdır. On çeşit farklı alcaloid içeren Noni’nin taze meyve olarak tüketilmesi halinde faydası olacağını da eklememiz gerekir.
Sevincin Sesi Luis Gonzaga’ladan Brezilya Efelerine
Direnç Bolivyalıysa, neşe Brezilyalıdır. Dünyada bu kadar acılar çekip yine de bu kadar güler yüzlü ve sevinçle yaşayan başka bir millet tanımıyorum. Brezilya devasa bir toprak, kültür, sentez.. Brezilya’da çeşitlilik her şeye dair. Seslerin, müziklerin ve dansların haddi hesabı yok bu ülkede. Fakat içlerinde biri var ki kuzeyin çölünden, yokluğundan çıkmış bir “Sevincin Sesi”: Luis Gonzaga. 1912’de bir çiftçinin oğlu olarak dünyaya gelmiş. Babası eline küçük yaşta bir akordeon tutturmuş. On yıl askerde, sonra bir o kadar Rio genelev sokağında akordeon çalmış.
Luis Gonzaga’nın müziği kadar başından eksik etmediği bir de şapkası ilginçtir. Bu şapka 1930’larda Brezilya sahillerine yakın kesimlerdeki ormanlık alanda ortaya çıkmış -dilimize sosyal çeteci olarak çevirilebileceğim- “Cangaceiro”lara özgü. Bunların öncüsü de Virgulino Ferreira da Silva’dır. Bu Brezilya çetecilerinin en ünlüsüne halk, aydınlatan anlamında “Lampião” demiştir. Lampião çeteyi eşi “Güzel Maria”yla kurmuştu. İkisi elli silahlı adamla zalim çiftlik sahiplerini cezalandırıp, zenginliklerini halka dağıtıyordu. Lampião okumayı seviyordu. Öğrendiklerini halka o kadar anlaşılır bir dille anlatıyordu ki O’na bu nedenle “Aydınlatan” dediler. Basın bu aydın çete reisini manşetlerden tüm ülkeye duyurdu. Kısa bir süre sonra ihanet sonucu patronlarla işbirliği içindeki kolluk güçleri tarafından ele geçirildiler ve korkunç biçimde katledildiler.
İşte Luis Ganzaga’nın başındaki bu korsan şapkası doğduğu yörenin çetecilerinden hatıraydı. 1989’da ölene dek akordeonunu elinden ve “cangaceiro” şapkasını başından düşürmedi.
İğrenç bir komplo!
Venezuela’da parlamentodan sonra partiler rejimi de sona eriyor
Nobel’in ardındaki “Zürafa” öldü
Bolivya'da darbe bitmiyor
Ve sonunda Bolsonaro da maskeyi taktı (Kısa bir süreliğine de olsa)
“Sıfır Numaralı” Komutan’a Veda
Maduro’yu Kızıl Bereli Burjuvalar mı devirecek?
0 YORUM