24 Ağustos, 2014 Yazılar

Arjantin başkanlık binası, ismini vişneçürüğü renginden alan “Casa Rosada”, bağımsızlığın ilan edildiği Mayıs Meydanına bakar. Bir rivayete göre bina ilk rengini mezbahalardan toplanan kanlardan almıştır. Bu dev et üreticisi ülke için şaşırılacak bir şey değil; adeta kendisinin yükselmesi için kurban ettiği hayvanların kanlarıyla vaftiz edilen bir cumhuriyet!
Casa Rosada’nın limana bakan arka bahçesinde ise harikulade bir Kristof Kolomb heykeli vardı. Kolomb Meydanı da denilen bu alanda yer alan, 26 metre yüksekliğinde 625 ton ağırlığındaki heykel tümüyle İtaya’da yapılmış. 1921’de başkanlık sarayının bahçesinde yerini almış.
2007’de federal hükümet heykeli bulunduğu yerden kaldırıp başka bir kente taşıma ve yerine Juana Azurduy’un heykelini dikme kararını açıkladı. Azurduy bağımsızlıktan hemen önce bugün Arjantin’le Bolivya arasında kalan bölgede İspanyol sömürge valiliğine karşı ilk ayaklanmayı başlatan kadın komutandı. Bayan Juana Azurduy emrindeki on bin silahlı adamla Arjantin kuzey ordusunu yönetti ve sömürge kuvvetlerinin bölünmesine yol açtığı için bağımsızlığa çok büyük katkıları oldu. Avrupa istilasını simgeleyen Kolomb heykelinin kaldırılıp yerine Azurduy’un getirilmesi bir millileşme politikasının sonucuydu.
Bu ülkede heykel dikmek/kaldırmak ya da bir sokak adı değiştirmek pek alışıldık bir şey değil. Zaten bunun için kongreden yasa çıkarmak mecburidir. Federal hükümet bu yasayı çıkardı ama bölgeden sorumlu ve özerk/ayrı bir kongreye sahip olan başkent yönetimi itiraz etti. Ayrıca ülkedeki “İtalyan toplumu” temsilcileri de dava açtı. Zavallı heykel parçalanmış şekilde yıllarca orada bekledi. Ne federal hükümetin ne de Başkan Cristina’nın Başkanlık binası topraklarında kalan heykeli kaldırmaya gücü yetmedi. Neyse ki en sonunda önceki hafta özerk yönetime bağlı başkent kongresinde yapılan oylamada heykelin kaldırılmasına dair yasa onaylandı.
Sadece şu heykel meselesi bile aslında kuvvetler ayrımını net biçimde koyan, bütünlüklü bir sistemin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Fakat siyasal sistemler yama yapar gibi kurulmuyor. Parlamentarizm ya da başkanlık sistemi birilerinin çıkarına öyle geldiği için de ortaya çıkmamış. Mesela Amerika kıtasında Başkanlık sisteminin iki asırlık geçmişi var ve coğrafyayla çok ilintili. Bu sistem aslında geniş topraklardaki güçleri bir liderin önderliğindeki federasyonla birleştirme fikrine dayanıyor.
Türkiye’deki başbakanla karşılaştırırsak burada devlet başkanları sınırlı yetkilere sahiptir. Bunun tek istisnası Başkanın Kanun Hükmünde Kararname(DNU) yayımlama yetkisi. İlginçtir 1853-1983 arasındaki 130 yılda Arjantin başkanları yalnızca 25 kanun hükmünde kararname imzalamış. “Demokrasinin yükseldiği” 1983-2010 yılları arasında ise 1085 DNU yayımlanmış. Bu konuda rekor 545 DNU ile 1989-99 arasında başkanlık yapan Carlos Menem’dedir. Yani neoliberal yıllarda. Başkan Cristina Kirchner ise 42 aylık görev süresinde 29 DNU imzalamıştır.
Her eyaletin ayrı başkan ve hükümetleri, meclisleri, yargı güçleri ve tüm bunları bütünleyen ayrı bir ulusal/federal yapı var. Böyle bir yapının bir iç savaşa sürüklenmeden devam etmesi için kuvvetlerin egemenlik alanlarına özenle ve saygıyla yaklaşmaları gerekiyor. Her şeyden öte toplumda köklü bir demokrasi kültürüne ve güçlü bir ulusal birlik fikrine ihtiyaç var. Zaten olmasaydı Türkiye’nin dört katı büyüklüğündeki bu ülke çoktan paramparça olurdu.

İğrenç bir komplo!
Venezuela’da parlamentodan sonra partiler rejimi de sona eriyor
Nobel’in ardındaki “Zürafa” öldü
Bolivya'da darbe bitmiyor
Ve sonunda Bolsonaro da maskeyi taktı (Kısa bir süreliğine de olsa)
“Sıfır Numaralı” Komutan’a Veda
Maduro’yu Kızıl Bereli Burjuvalar mı devirecek?
0 YORUM