06 Ocak, 2016 Yazılar

ARJANTİN Kirchner’lerle Güçlenen Sol Néstor Kirchner başkanlığı üstlendiği 27 Nisan 2003 günü “Kirchnerciliğin” iktidara geldiği gün olarak kabul edilmektedir. O tarihten 10 Aralık 2015 tarihine kadar “Peronizm”in sol bir yorumu kabul edilen Kirchner yönetimi sürdü.
Néstor 2007’e kadar başkanlıkta kaldı. Peşine eşi Cristina 2007’de %45’le başkan seçildi. Amaç bir dönem geçirdikten sonra Néstor’un daha güçlü biçimde başkanlığa dönmesiydi. Fakat 2010 yılı sonlarında Néstor Kirchner’in ani ölümüyle eşi Cristina yeniden aday oldu. Cristina Kirchner 2011’de yakın rakibine %40 fark atarak ilk turda %54 oy desteğiyle başkan seçildi.
Kirchner’ler Arjantin politikasına önemli bir yol ayrımı geliştirdiler. 90’lı yıllarda ne var yok satıp 2001 krizinde tüm kurumlarıyla çökmüş Arjantin’e devletçilik ve halkçılık gibi ilkeleri yeniden yerleştirdiler. Dış politikada bağımsız çizgiyi özenle korudular. Bu dönemde ABD ile ilişkiler Arjantin tarihinde olmadığı kadar kesintiye uğradı. İran’la ilişkileri yeniden kurarak ülke içinde önemli güç odaklarını yöneten İsrail’le de çatışmaya girdiler. İngiliz işgali altındaki Malvinas adalarını istemekte ısrarcı oldular.
Néstor, Arjantin’in borçlarının %30’a yakın bölümünü pazarlıkla sildirmeyi başardı. Kirchner yönetimleri boyunca neredeyse GSMH’ya eşit olan dış borcu, beşte birine kadar geriletmeyi başardılar. İşsizlik %22’den %7’ye gerilerken 6 milyon işsiz iş sahibi oldu. 65 yaşını dolduran herkes emeklilik hakkına kavuştu. Sosyal fonlar %1700, Emeklilik fonları %1400 arttı.
Çarpışma Dönemi
12 yıllık yönetiminde en zor dönem Cristina Kirchner’in ikinci başkanlığı oldu. 2011’den itibaren uluslararası sermaye ve emperyalist güç odakları Arjantin’e yönelik baskıyı artırdı. Aynı yıl Arjantin’in bir ABD askeri uçağını arayarak içindeki kokain yükü ve yasadışı dinleme araçlarını teşhir etmesi çatışmanın başlangıcıydı. ABD Başkanı Obama yalnızca Arjantin’e yapacağı ziyareti iptal etmedi; görev süresi boyunca Kirchner hükümetiyle de hiçbir ilişki kurmadı.
Nestor Kirchner borçların %93’ünü yeniden yapılandırmayı başarmıştı. Fakat borç tahvillerinin %7’sini elinde toplamayı başaran “Akbaba Fonları” borç indirimini kabul etmemişti. Bu fonlar 2012’den itibaren Arjantin aleyhine, ABD mahkemelerinden kararlar çıkardılar. Büyük tazminatlar ve “borç” ödemeleri içeren bu kararları Cristina Kirchner hükümeti reddetti. ABD mahkemesi Arjantin’in diğer borç ödemeleri için kullandığı hesapları dondurma kararı aldı. Uluslararası medya Arjantin’i “temerrüt”e düşmüş ilan etti. Arjantin borç ödemelerini ülke içindeki hesaplardan gerçekleştirecek bir yasal düzenlemeye gitti. Ancak ABD federal mahkemesi buna karşı da ayrı bir karar aldı.
Diğer bir önemli olay da savcı Alberto Nisman’ın intiharıydı. Savcı Nisman AMIA olayı olarak bilinen Arjantin İsrailliler Derneği’ne yönelik bombalamanın araştırma savcısıydı. 1994’te gerçekleşen ve 86 kişinin hayatını yitirdiği saldırıyla ilgili İran suçlanmaktaydı. Bu nedenle Arjantin-İran ilişkileri yıllarca kesik kaldı. Olayın ilk sonucu Arjantin’in İran’a yönelik nükleer teknoloji transferinin durdurulmasıydı. Nisman İran’a karşı İsrail tezlerinin keskin bir savunucusuydu. Kirchner hükümetinin İran’la yeniden ilişki kurma ve olayı beraber soruşturma mutabakatına açıkça karşı çıkmıştı. Nisman hükümete karşı tavrını doğrudan başkan Cristina Kirchner’i hedef almaya kadar götürdü. Devlet başkanını, hükümet bakanlarını ve bazı sol hareket liderlerini teröre destek suçundan yargılamak için bir fezleke hazırladı. Fezlekeyi muhalefet partileriyle mecliste bir basın açıklaması yaparak duyuracağı sabaha karşı intihar etti.
Savcı Nisman’ın intiharı sonrası Arjantin İstihbarat Teşkilatı SI’nin Operasyonlar Daire Başkanı Jaime Stiuso ABD’ye kaçtı. Hükümet, istihbarat teşkilatlarının yabancı devletlerin kontrolüne geçtiğini ilan ederek teşkilatın feshedilmesi ve yerine Ulusal İstihbarat’ın kurulması için yasa çıkardı ve hızla hayata geçirdi. Bu süreçte milli istihbarat büyük oranda Silahlı Kuvvetlere devredildi.
Aynı dönem ülkede dış ticareti elinde tutan soya tekelleriyle de çatışma dönemiydi. Zira bu kesim ülke ihracatının önemli bir kısmını elinde bulunduruyor. Aynı zamanda elde ettikleri gelirle ithalatı da yönetiyor. Cristina Kirchner hükümeti dış ticarete getirdikleri yüksek vergilerle bu rantın önüne geçti. Ayrıca et fiyatlarını baskı altına alan hükümet et tekelleriyle de karşı karşıya geldi. Soya ve et tekellerinin temsilcisi olan Sociedad Rural ve medya tekeli Clarin hükümete savaş ilan etti.
Dövizi elinde bulunduran bu tekeller spekülasyonlara yönelerek Arjantin ekonomisini sabote ettiler.
Devletleştirmeler
Kirchner’ler döneminde stratejik sektörler; Arjantin Havayolları ve Demiryolları, su dağıtım şirketi, Arjantin Postası ve eski Devlet Petrol Şirketi YPF’yi yeniden devletleştirildi. Venezuela’dan farklı olarak Arjantin’de yapılan devletleştirmeler sosyal ve ekonomik fayda sağladı.
Arjantin Posta idaresi 1997’de şu anki devlet başkan Mauricio Macri tarafından satın alınmıştı. Şirket üç yıl içinde borca battı ve iflas verdi. Yeniden devletleştirilmesi de Macri’nin devlete olan borçlarına mukabil gerçekleşti. Posta idaresi devletleştirildikten sonra lojistik konusunda önemli bir rol oynadı. Kısa sürede 1500 şubeye ulaştı. 15 bin kişiye iş olanağı sağladı.
Su idaresi devletleşene kadar ancak nüfusun %70’ine ulaşan içme suyu oranı %100’e çıktı. Çalışan sayısı %30 artarak 5 bini aştı.
1990’da İspanyol havayolu şirketi İberia tarafından satın alınan Arjantin Havayolları 2001’e gelindiğinde tamamen içi boşaltılmıştı. Bir milyar dolara yakın hesap açığı bulunan şirket, filosunda bulunan 50 uçağın ancak yarısını kullanıyordu. 2008’de Kirchner hükümetince devletleştirilen Arjantin Havayolları, 2012’ye kadar hesap açığını kapattı. Filosunu ve uçuş kapasitesini artırarak Latin Amerika’nın en büyük havayolu şirketi haline geldi.
İspanyol Repsol şirketinin elindeki Arjantin Devlet Petrol Şirketi YPF tamamen işlevsiz hale gelmişti. Repsol sözleşme gereği yapması gereken yatırımların hiçbirini gerçekleştirmemişti. YPF’nin devletleştirilmesi için gereken finans kaynağı Fransa’dan bulundu. Şirket bir yıl içinde tüm masrafını çıkardı. Üretim artışı bir yılda %100’ün üzerine çıktı.
Kirchner yönetimlerin tüm çabalarına karşılık Arjantin’de devlet, neoliberalizmin ağırlığı karşısında zayıf kaldı. Pazarı yönetme, eşitsiz vergi rejimi, iş güvenliğini saplama, ekonominin yabancıların eline geçmesini engelleme gibi noktalarda devlet yetersiz kaldı.
Adalet, İnsan Hakları, Demokrasi, Gençlik
Nestor Kirchner’in solun zayıf politik etkisini artıran en önemli adımı, diktatörlük dönemi suçlularının yargılanmasını sağlamak oldu. Anayasa mahkemesine iki yeni üye katılımını gerçekleştirdikten sonra 1976 faşist cuntasının sorumlularının yargılanması önündeki engeli kaldıran karar çıktı. Üç bin dolayında diktatörlük sorumlusu yargılandı. Altı yüz dolayında üst düzey sorumlu ağır cezalara çarptırıldı. Faşist cunta şefi General Videla hücresinde öldü.
1976-1983 yılları arasında gizli sorgu ve yok etme merkezleri olarak kullanılan yerler Ulusal Müzelere çevrildi. O dönemde kaybedilen 15 bin kişi hakkında ulusal çalışmalar yapıldı. Ulusal gen bankası kuruldu. Bazı toplu mezarlar tespit edildi. Özellikle kayıp çocukların bulunması için istihbarat çalışması yürütüldü. Aileleri sol görüşlü oldukları için yok edilen ve bebekken başkalarına verilen 126 kişi tespit edilerek gerçek akrabalarıyla buluşturuldu.
Okul müfredatları Arjantin demokrasi mücadelesini içerecek biçimde yeniden düzenlendi. Bu sayede Latin Amerika’nın en politik gençlik kitlesi yetişti.
İnsan hakları, içişleri bakanlığı içinde bir sekreterlik olarak örgütlendi. Devlet, Arjantin Yerli Toplulukları Kongresi’ni kurdu.
Sağlık, Eğitim, Kültür
1500 yeni okul yapıldı. 3,5 milyon öğrenciye diz üstü bilgisayar verildi. Bütçeden yıllık eğitime harcanan oran %7’ye çıkarıldı. Üniversite bütçeleri %174 oranında artırıldı. Öğretmen maaşları iyileştirildi. Belgesel, eğitim ve çocuk için üç yeni devlet televizyon kanalı yayına başladı.
Medya yasası çıkarılarak büyük medya tekellerinin işgal ettiği frekansların bağımsız ve kar amacı gütmeyen yayın kuruluşlarına devri sağlandı.
Devlet hastaneleri, tamamen ücretsiz sağlık hizmeti ve ilaç vermeye başladı. Kadın ve çocuklar için ayrıca koruma programları yapıldı. Kanser aşısı dahil tüm aşılar milli üretimle gerçekleştirilmeye başlandı. Emekliler %100 ilaç ve evde bakım hakkına kavuştu.
Enerji Politikası
Kirchnerler Arjantin’in yarım asrı geçen nükleer enerji deneyimini yeniden canlandırmayı başardı. Atıl durumdaki iki reaktörü yeniden harekete geçiren Kirchner yönetimi, görev süresinde üçüncü ve Latin Amerika’nın en kapsamlı nükleer santralini bitirerek faal hale getirdi. Dördüncü nükleer santral inşaatına Rus ortaklarıyla başlayan Arjantin devleti, beşinci nükleer santral için de Çin’le anlaştı. Cristina Kirchner görevi devretmeden önce yüksek teknolojili bir “uranyum çubuğu zenginleştirme” tesisinin açılışını yaptı. Söz konusu tesisin dünyada yalnız yedi adet benzeri bulunuyor.
Ayrıca, Arjantin’in kuzeyde Brezilya ve Paraguay’la ortak, dünyada debisi en yüksek hidroelektrik santralleri bulunuyor. Bununla beraber özellikle başkent ve çevresinde enerji dağıtım hatlarında problemlerin de bulunduğunu belirtmek gerekiyor. Arjantin acil olarak bu hatların ve trafoların yenilenmesi üzerine yatırımlar planlıyor.
Kirchner hükümeti boyunca gaz, elektrik ve su tarifeleri dünyadaki en düşük oranda seyretti. Ortalama bir ailenin elektrik ve gaz masrafı 10 dolar düzeyindeydi. Su ise bundan çok daha aşağıdaydı.
Enflasyon, Emisyon, Alım gücü ve İstihdam
1 Kasım 2011 tarihinden itibaren Arjantin hükümeti döviz fiyatının serbest piyasa tarafından belirlenmesini yasakladı. Karara göre döviz resmi kur üzerinden işlem görecek ve döviz alımları sınırlanacaktı. Kirchner hükümeti, yabancı para politikasını dış ticarete yüksek kotalar koyma pahasına, sıkı biçimde uyguladı.
2015 yılında Arjantin 40 milyar dolarlık ithalat yaptı. İthalat kalemleri oldukça sınırlı ve yüksek vergi gerektirdiğinden ancak zorunlu hallerde gerçekleşen bu eylem yine devlet desteğiyle gerçekleşti. 2015 yılı içinde dolar sokakta 12-14 Pesos aralığında iken resmi kurda 9-9,5 Pesos aralığında gerçekleşti. Bunun anlamı aradaki farkın devlet tarafından subvanse edilmesiydi. Ayrıca otomobil, konut ve arsa mülk değerleri dolar üzerinden belirlenen bir ekonomide dolardaki artış enflasyonun en önemli gerekçelerinden biri oldu.
2009’dan beri enflasyon %20-30 aralığında seyrederken maaş artışları daima %30 üzerinde gerçekleşti. Yine de enflasyon emekçilerin alım gücünü ve asıl olarak küçük birikimlerini eritti. Kirchner yönetimi enflasyonla mücadeleye geç başladı. 2015 yılı içinde enflasyonda %5-7 oranında bir düşme görülse de bu emekçilerin kayıplarını telafi etmekten uzaktı.
Cristina Kirchner yönetimi ulusal para birimi olan “Pesos”un değerini ve iç pazarı korumak için uyguladığı üç faktör vardı:
1. En yoksul kesimi doğrudan sübvanse etmek: Enflasyon etkisi karşısında sübvansiyonlar son yıllarda zayıfladı.
2. Fiyat kontrolu: Ulusal üreticiyle anlaşarak sağlanan, “Korunan Fiyatlar Programı” ve ulusal tüm ürünlere 12 ay faizsiz taksit imkanı, enflasyonla mücadelede çok güçlü bir etki sağlamasa da, tüketimi artırarak iç pazarı dengeledi.
3. Döviz fiyatının devlet tarafından belirlenmesi: Bu politika Venezuela’dakine benzer biçimde başarısız oldu. Doları elinde bulunduran dış ticaret tekellerinin varlıklarında bir eksilme olmadı. Aksine spekülasyona daha uygun bir ortam sağlarken ülke dışına para kaçışını da sürdürdüler.
Bu üç politika dünyanın en yüksek sosyal harcamalarıyla desteklendi. Cristina Kirchner hükümetinin 2015 bütçesinden sosyal harcamalara ayırdığı pay %45’e yakındı. İç pazarı hareketlendirmek ve sosyal harcamaları karşılamak için emisyon hacmini artırdı. Buna dövizin subvansiyonu da eklendiğinde iç piyasada alım gücü korunsa da dış ticaret söz konusu olduğunda ulusal para bir değer ifade etmemeye başladı. Ayrıca rezervler yarı yarıya azaldı. Yatırımlar zayıfladı.
Arjantin 2001 ekonomik iflasından, yetişmiş insan gücü sayesinde çıkmayı başarmıştı. İşçiler, patronların karları alıp kaçtıkları fabrikaları işletti, borçlarını ödedi. Ülkede üretimin ve ticaretin çöküşü emekçiler tarafından örgütlenen kooperatiflerin ortaya çıkmasına olanak sağladı. Bugün Arjantin’de emekçi kooperatiflerinin sayısı 350 bini buluyor. Kirchner yönetimi kooperatifleri büyük ekonomik olanaklarla destekledi. Bu sayede istihdam sağladı. Üstelik kooperatifler sayesinde büyük yoksul bölgelerinde alternatif bir ticaret ortamı oluştu. Üretim maliyetleri düştüğünden fiyat kontrolüne kısmen katkı sağladı.
Devletin ekonomiye müdahalesi istihdama yansıdı. 12 yıllık Kirchner yönetiminde devlet çalışanı sayısı 2,3 milyondan 4 milyona ulaştı.
Mauricio Macri’nin iktidara gelişi: Tuhaf Bir İktidar Değişimi
Arjantin’de anayasa gereği iki dönem üst üste devlet başkanı olan üçüncü seçime katılamıyor. Gerçekte Cristina Kirchner bu yasal engeli ortadan kaldırmayı planlıyordu. Fakat 2015 sonuna kadar parlamentoda çoğunluğu elinde bulunduramadığından bunu gerçekleştiremedi. 2015 başkanlık seçimlerinin birinci turu sırasında gerçekleşen milletvekili seçimlerinde(Arjantin’de milletvekilleri yarı-yarıya iki yılda bir seçiliyor) ise parlamentonun çoğunluğunu elde etmeyi başardı.
Başkan Cristina’nın aday olamadığı son seçimde, soldan başka bir aday da öne çıkmadı. Bu koşullarda solun ana bloğunu oluşturan Kirchner yönetimi Buenos Aires Eyalet Valisi Daniel Scioli’yle anlaşarak onu aday gösterdi. Scioli sağ kesimden gelen fakat neoliberal olarak tanımlanamayacak bir adaydı. Scioli’nin yanına başkan yardımcısı olarak Komünist Parti kökenli fakat uzun yıllardır Kirchner’lerle beraber hareket eden Carlos Zaninni’yi ekleyerek bir denge kuruldu. Fakat ilk problem Sicoli’den boşalan Buenos Aires Eyalet Valiliği seçimlerinde çıktı. Kirchner’in cephesinden iki siyasetçi bu eyalet başkanlığı için aday oldu. Buna karşılık ABD’ci cephe tek adayla çıktı. Solun oyları %40’ı aşmasına rağmen sağ aday Maria Eugenia Vidal %30’la Vali seçildi. Bu önemli bir kayıptı.
Sağ cephenin başkan adayı Otonom Başkent Yönetimi Valisi Mauricio Macri oldu. Finanstan bayındırlığa, reklamcılıktan atık toplamaya kadar sayısız holding sahibi olan Macri, 2007 yılından beri Başkent valisi. 1995-2007 arasında Boca Juniors Spor Kulübü başkanlığı yapan Macri, 2005 yılında da milletvekili seçilmişti.
Başkanlık seçimlerinin ilk turunda Scioli %37 destek elde ederken, neoliberal aday Macri ise %34’te kaldı. Üçüncü aday sağ Peronist kesimden Sergio Massa %21 gibi önemli bir orana ulaştı. Seçimlerin ikinci turunda Scioli’yle yarışan Macri rakibinden 600 bin (%1,5) daha fazla oy alarak başkanlığa hak kazandı. Macri’ye başkanlığı kazandıran oy farkı, valiliğini yaptığı başkent bölgesinden geliyordu.
Seçim akşamı ilk saatlerinde Scioli alelacele Macri’nin zaferini tanıdı. Daha gece yarısına gelmeden dünya medyası Macri’nin “başkanlık dansı”nı yayınlıyordu. Bu tuhaf bir seçimdi; iktidardaki sol, kazanmak için tüm ağırlığını koymamıştı. Üstelik solun adayı sağ bir gelenekten geliyordu. Neoliberal aday Macri, dövizi serbest bırakacakları, devaluasyon yapacakları, reel ücretleri düşürecekleri gibi söylemlerde gelmişti. 10 Aralık 2015 tarihinde İktidar koltuğuna oturur oturmaz da dövizi ve dış ticareti serbest bıraktı, faizleri yükseltti.
Başkan Cristina Kirchner, gelenek olduğu üzere eski başkanın devretmesi gereken “asa”yı halefine vermedi. Macri, başkanlığı devraldığı iki gün içinde 31 kararname yayınladı. Kararnamelerden birinde Başkan, Anayasa Mahkemesi’ne iki yeni üye atadı. Diğerinde ise medya tekellerini sınırlayan yasayı askıya aldı, komünikasyon kurumuna müdahale ederek işleyişi polis gücüyle durdurdu.
Bütün bu saydıklarımız Arjantin tarihinde ilk kez gerçekleşti. Başkan Cristina, tüm 2015 yılı içinde sadece 16 kararnameye imza atarken Macri iki günde bunu misliyle katlıyordu. Anayasa mahkemesine kararnameyle üye atamak Anayasa’ya aykırı olduğundan mahkeme bunu reddetti. Komünikasyon kurumunu polis zoruyla kapatılmasına karşı ise mahkeme kararı çıktı.
İğrenç bir komplo!
Venezuela’da parlamentodan sonra partiler rejimi de sona eriyor
Nobel’in ardındaki “Zürafa” öldü
Bolivya'da darbe bitmiyor
Ve sonunda Bolsonaro da maskeyi taktı (Kısa bir süreliğine de olsa)
“Sıfır Numaralı” Komutan’a Veda
Maduro’yu Kızıl Bereli Burjuvalar mı devirecek?
0 YORUM