01 Şubat, 2016 Yazılar

İspanyol Krallığı Portekiz’in Güney Amerika topraklarında ilerleyişine daha fazla izin vermek istemiyordu. Brezilya topraklarının Portekiz tarafından fethi, İspanyolları bugünkü Buenos Aires topraklarına kadar gitmeyi zorunlu kılmıştı. Kaynakları yetersiz de olsa fetihçi Pedro de Mendoza bu işi başardı. Yani o noktaya kadar inmeyi… daha ötesini değil!
Pedro de Mendoza 1536’da, üç bin adamıyla, büyük fırtınaları atlatıp Buenos Aires açıklarına vardıklarında hava o kadar yumuşaktı ki kente şimdiki adını vermeyi uygun gördü: “iyi havalar”. Sadece havası değil onları karşılayan yerliler de çok misafirperverdiler. Fakat beyaz adam bir kere yerleşince yerliler oradan uzaklaşmak zorunda kaldı.
Buenos Aires hiç de havası iyi bir yer değildi. Deniz seviyesinde bulunan topraktan su yükseliyor, yağmurlarda toprak nehirle birleşiyordu. Sivrisinekler ateşli hastalıklar taşıyordu. Üstelik etrafta orman da olmadığından kısa sürede gıda kıtlığı baş gösterdi. Mendoza adamlarını avlanmak için gönderdiğinde ise yerliler hepsini öldürdü. Çünkü beyaz adamın işgalciliğinden hiç hoşlanmamışlardı.

(Buenos Aires'teki Pedro de Mendoza heykeli)
Pedro de Mendoza kardeşi Diego’yu yerlilere karşı savaşacak birliklerin komutanı olarak belirledi. Diego muharebede öldürüldü ve İspanyol güçlerinin üçte ikisi imha oldu. Bu vakitten sonra yerliler Buenos Aires yerleşimini kuşatmaya aldı. Saldırılarını kesintisiz biçimde sürdürdükleri için İspanyollar evlerinden çıkamadılar. Bu durum büyük bir açlığa neden oldu. Yemek için fare bile yoktu. Bir hikayeye göre içlerinde kendi öz kardeşlerini bile yiyenler oldu.
Bu şartlarda sığınağında frengi hastalığından kıvranan fetihçi Mendoza kendilerini kurtarmaya geleceklerinden umudu kesip bazı komutanlarını keşfe gönderdi. Asla bu keşfin sonunu göremedi ama adamları daha sonra kaynaklarda “Muhammedi Cennet” olarak geçecek bir yere ulaştılar: Paraguay.

(1599'da yapılan bu tasfirde Guarani yerlilerinde kadın ve erkeğin çıplak olduğu görünüyor. Burada Guarani kadını Havva gibi erkeğe meyve sunuyor)
Keşifçiler Buenos Aires’in soluk toprağından çok farklı kızıl Amazon topraklarına ulaşmışlardı. Parana nehrinin Paraguay’a ulaşan noktasında Payagua yerlileriyle tanıştılar. İspanyollar sayıları az olduğundan Payagua’lara çok iyi yaklaştılar. Hatta onlara ellerindeki silahları diğer yerli gruplara karşı kullanmaları için verdiler. Doğa o kadar zengin ve yerliler o kadar rahat bir hayat sürüyordu ki keşifçiler onlara karıştı. Muhteşem bir doğal güzellik ortasında, nehirler, şelaleler, türlü meyveler ve bolluk içinde bir hayat başlarını döndürmüştü. Yerliler bu İspanyol misafirleriyle kurdukları ittifakı taçlandırmak için kadın verdiler. Bu da tuhaf sayılmazdı. Avrupa’da soylular arasında bile çok rastlanılan bir uygulamaydı. Fakat burada bir fark vardı: Her şey bol olduğundan kadın da “bol”du.

İspanyollar Buenos Aires’teki hayal kırıklığından bir yıl sonra 1537’de bugünkü Paraguay’ın başkenti Asuncion’a ulaştılar. Birkaç yıl içinde Avrupalı nüfus arttı ve yerliler kölelik kanunlarına tabi kılındılar. Yerliler Hıristiyanlaştırıldı ve Vatikan’nın dini kanunlarına boyun eğmeye zorlandı. Ancak öte yandan İspanyollar toprağın sunduğu zenginliklerden de vazgeçemediler. Katoliklik kesin biçimde çok eşliliği yasakladığı halde Guarani yerlilerinin kadınlarına sahip olmaktan vazgeçmediler.
1545’te Asuncion’un eski Vatikan Valisi Alonso Aguado, İspanya’daki Toledo başpiskoposuna şöyle bir itiraf mektubu kaleme alıyordu: “Gerçek anlamda Hıristiyan gibi yaşamak bir yana Sodoma’dan daha kötü bir hayat sürdürüyoruz. Çünkü bu topraklara vardığımızdan beri yerliler bizim hizmetimize kadınlarını veriyorlar. Biz de bu kadınları ana babalarından, kardeşlerinden utanmaksızın, Tanrıdan korkmaksızın alıyoruz. Bu manada 7 kadın almayı emreden Muhammed’in dinini ve kitabını örnek aldığımız için hiç memnun olmamalıyız. Ve hatta içimizden bazıları 20, 30,40 daha da öteye 60 kadına sahip.”

(1929'da çekilen bu fotoğrafta bölgedeki yerlilerin bir kısmının hala çıplak yaşadığı görünüyor)
Yerliler kısa sürede isyan başlattılar. Ve her yenilgide İspanyollar onların erkeklerini katletti. Kadınları kendi malları yaptılar. Kayıtlarda esir yerli kadınların isyanları vardır. Bunlardan birinde Juliana adı verilen bir yerli kadının diğer kız kardeşleriyle uğradığı tecavüze bir son vermek için İspanyol sahibinin kafasını kestiği anlatılır. Olay üzerine kente gelen bir başka fetihçi “İnek kafalı” Álvar Núñez Juliana ve dört kardeşini işkenceyle öldürür.
İğrenç bir komplo!
Venezuela’da parlamentodan sonra partiler rejimi de sona eriyor
Nobel’in ardındaki “Zürafa” öldü
Bolivya'da darbe bitmiyor
Ve sonunda Bolsonaro da maskeyi taktı (Kısa bir süreliğine de olsa)
“Sıfır Numaralı” Komutan’a Veda
Maduro’yu Kızıl Bereli Burjuvalar mı devirecek?
0 YORUM