10 Ağustos, 2015 Yazılar
.jpg)
21. Sao Paulo Forumu(SPF) "Eşitlik, hak, sosyal adalet, sürdürülebilir kalkınma ve egemenlik, Bizim Amerika’mızın değişim işaretleri" başlığı altında 29 Temmuz-1 Ağustos 2015 tarihleri arasında Meksika’nın başkentinde toplandı.
Bu yıl 25 yaşına basan SPF öncelikle, Latin Amerika’da solun ilerlemesine ve SPF’yi oluşturan partilerin gerçekleştirdiği değişimin öncüsü ve SPF’nin kurucuları olan Brezilya eski Devlet Başkanı Lula da Silva’nın ve Küba Devriminin tarihi lideri Fidel Castro’nun önemine işaret etti.
Emperyalizmin ve oligarşilerin sağı yeniden iktidara getirmek için karşı saldırısını derinleştirdiği günümüzde, SPF’u solun ilerlemesine birliği korumaya hizmet ederek katkıda bulundu.
SPF 25 yıl önce kurulduğunda iktidarda olan forum üyesi tek parti Küba Komünist Partisi’ydi. Bugün SPF üyesi partiler Arjantin, Bolivya, Brezilya, Şili, Ekvador, El Salvador, Nikaragua, Uruguay ve Venezuela’da iktidardalar. Sol neredeyse on beş yıldır Latin Amerika bölgesinde hiç seçim kaybetmedi. Bu anlamda Latin Amerika solu sadece Honduras ve Paraguay darbelerinde iktidarı kaybetti.
Büyük zorluklar karşısında bu kıtanın devrimcileri ve ilericileri olarak bizler şimdiye dek savunduğumuz değerlerin güvende olmasını sağlamalıyız. Tarihsel süreçlerde ortaya çıkan sınırlamalardan ve bu mücadelede ilericilerin de yapabileceği hatalardan bağımsız olarak, kaçınılmaz görevimiz; bizim başlıca düşmanımızın emperyalizm ve onunla işbirliği halinde halkın ekonomik, politik ve sosyal zaferlerini; ulusun bağımsızlık ve egemenliğini ortadan kaldırmaya çalışan oligarşi olduğu konusunda net olmamız gerekir.
Çeşitlilikte birlik ve toplumsal politik bir projede en geniş bloğun kurulması bu muharebede özgürleşmenin devam etmesi için olmazsa olmazdır. Anti emperyalizm ve ulusal ve bölgesel kimliğin savunulması yeni bir politik ve sosyal modelin inşası çevresinde, emperyalist güçlerin ideolojik ve ekonomik nüfuz etmesine karşı, bağımsızlığımızın öncülerinin ideallerine sadık olduğunu hisseden kadınlar ve erkekler omuz omuza bir kolon olmalıdırlar.
Bu koşullarda sol siyasi partilerin eklemlenme mekanizmaları ve sosyal hareketler ile iletişim ve ilişki kanallarının devamı çok önemlidir. Bu hareketlerin, devrimci değişimlerin öncüsü olan, güncel süreçlerin dönüşümündeki rolünü biliyoruz ve tanımladığımız bu sosyal organizasyonlara emperyalizmin politik nüfuzu konusunda uyarıyoruz.
Küresel güçlerin tetiklediği silahlı çatışmalar; özel olarak Gazze’ye ve Filistin’e yönelik İsrail Hükümetinin saldırıları; ABD ve NATO’nun Irak ve Libya’ya saldırması; İŞİD gibi silahlı köktendinci grupların taşınması ve Suriye’ye yönelik çok uluslu dış saldırı gibi ekonomik, sosyal, politik bir kriz ortamında: Latin Amerika’yı ileriye taşıyan solun süreci, istisnai bir pratik olarak, ABD’nin egemenliğindeki tek kutuplu bir dünyadan çok kutuplu bir dünyaya geçişi temsil etmektedir.
Ayrıca, ABD ve AB ittifakının neo nazi çeteleriyle Ukrayna’ya yaptığı dış müdahale, Rusya’yı tecrit etme amacını gütmektedir. Söz konusu ittifakla bağımsızlıkçılar arasındaki çelişmeler Ukrayna ile bu ülke ordusunu bölgede çatışmaya doğru provoke etmektedir. Ukrayna’nın sivil halka yönelik saldırılarını mahkum ediyor ve acil bir ateşkes talep ediyoruz.
Bu çatışmalar ABD’nin kendi hegemonyasını devam ettirmek ve güçlendirmek için yeniden biçimlendirdiği dünya jeopolitiğinin bir ifadesidir. Dünyanın en başlıca petrol üretim bölgelerinden Irak’ta da bu çatışma sürüyor. Ukrayna krizinde ise Putin Hükümeti sınırdaki askeri varlığını güçlendirerek, saldırgan ve yayılmacı askeri organizasyon olan NATO’nun provokasyonuna karşı durmuştur. Rusya, ABD ve AB’nin yaptırımlarına cevap olarak bu ittifakla gıda ticaretini kesti. Bu karar söz konusu ülkelerdeki tarım üreticileri ve gıda tedarikçilerini ciddi biçimde etkilerken tarım ihraççısı Latin Amerika ülkelerine ise yeni olanaklar sundu.
Bir başka bağlamda, askeri çatışmalar doğal kaynakların kontrolü üzerinden gelişmektedir. Emperyalizmin ve neoliberal kapitalizmin güçleri olan, uluslararası bankaların çokuluslu girişimleri ve şirketlerinin özellikle ormanlar, denizler ve su kaynaklarını kontrol etme amaçlı politikaları sosyo-çevresel çatışmayı ortaya çıkarmakta; beş kıtadaki köylü ve yerli halkın, sistematik olarak toprak ve kültür değerlerine saldırmaktadır.
Avrupa'da son gelişmeler, AB ve onun bütünleşme modelinin gerçek siyasi doğasını gösterdi: Yunanistan krizinde ortaya çıktığı gibi çokuluslu grupların şiddetli hükümranlığını kurmayı hedefleyen bir yönetim. Yunanistan meselesinde görüldüğü gibi AB çatısı altında “birlik ve dayanışma” yok.
http://forodesaopaulo.org/memoria-del-xxi-encuentro-del-foro-de-sao-paulo-ciudad-de-mexico-df/
İğrenç bir komplo!
Venezuela’da parlamentodan sonra partiler rejimi de sona eriyor
Nobel’in ardındaki “Zürafa” öldü
Bolivya'da darbe bitmiyor
Ve sonunda Bolsonaro da maskeyi taktı (Kısa bir süreliğine de olsa)
“Sıfır Numaralı” Komutan’a Veda
Maduro’yu Kızıl Bereli Burjuvalar mı devirecek?
0 YORUM