Evo Morales’i kim, neden ve nasıl devirdi?


01 Aralık, 2019    Yazılar



10 Kasımda Morales istifasını vererek Başkanlık sarayını terk etti. İki gün sonra Sosyal Demokrat Hareket partisi MDS’den senatör Jeanine Áñez sekiz(8) senatörün katılımıyla gerçekleşen bir toplantıda kendi kendini Bolivya devlet başkanı ilan etti. Áñez’in ilk işi dev bir İncil’i başkanlık makamına yerleştirmek oldu. Bayan Áñez yolda bir grup dinci fanatik taraftarıyla ilerlerken “İncil artık sarayda” diye bağırıyordu.

 

İncil sadece Bolivya’da değil tüm Latin Amerika’daki darbecilerin en önemli sembolü. Başkan Morales’in faşist şiddet dalgasını durdurmak için seçimleri yenileme çağrısında bulunmasına rağmen, ordunun istifasını istediği gün, başkanlık sarayına giren darbeci Fernando Camacho da İncil getirmişti yanında.

Áñez- Camacho ikilisi yalnızca dinci değil, kökten biçimde ırkçı beyaz elitleri temsil ediyor. Sosyal medyada bu ikilinin sayısız ırkçı söylevi dolaşıyor. Áñez 2013’te attığı bir tivitinde aynen şunu söylüyor: "Yerlilerin şeytani ayinlerinden arınmış bir Bolivya'yı düşlüyorum, şehir yerliler için değil, dağa gitsinler". Geçtiğimiz aylarda atıp şimdi sildiği bir başka tivitinde ise Morales’e “zavallı yerli” diyordu.

Kendini devlet başkanı ilan eden Jeanine Áñez’in elli bin oyu var. Onun “sosyal demokrat” partisi son seçimlerde sadece %4,2 oy aldı. Zaten nüfusunun %60’ını yerli halkın oluşturduğu Bolivya’da yerli düşmanı birinin daha fazla oy alması beklenemez. Fernando Camacho ise milletvekili bile değil. “Santa Cruz Sivil Komitesi” adlı yarı paramiliter bir örgütün şefi. Bu örgütün sembolü gamalı haça benzeyen dört kollu yeşil bir haç. Zaten Camacho’nun bu gayet “sivil” örgütünün üyeleri Nazi selamı vermekten çekinmiyor.

Áñez ve Camacho’nun bir başka ortak yanı Brezilya devlet başkanı Bolsonaro ile yakın ilişkileri. Áñez’in seçim bölgesi Beni ve Camacho’nun faşist karargahının bulunduğu Santa Cruz bölgesi Brezilya ile sınır. Buralardaki egemen elitler Brezilya’daki dinci evangelist sermaye ile güçlü bağlara sahip.

Darbe için gerekli sosyo-ekonomik, “objektif” koşullar var mıydı?

Oysa 20 Ekim günü yapılan seçimlere kadar Bolivya Latin Amerika’nın ekonomik açıdan en istikrarlı ülkesiydi. Morales yönetiminin kesintiye uğramasına yol açabilecek hiçbir kurumsal gerekçe bulunmuyordu. Kıtanın en yüksek Gayrı Safi büyüme oranına sahip olan Bolivya IMF verilerine göre 2010 yılından bu yana %127 büyümüş. Bolivya, Amerika kıtasında(ABD dahil) en az işsizlik oranına sahip üçüncü ülke durumunda. Morales yönetiminde hem yoksulluk hem gelir eşitsizliği %25 düşmüş. Amerika kıtasında %1,7 ile enflasyonun en düşük olduğu üçüncü ülke yine Bolivya. Morales yönetimi tüm Bolivya tarihi boyunca en istikrarlı ve hem ekonomik olarak hem de halk lehine en iyi olduğu dönemdi. Bu dönemde 74 milyar dolarlık kamulaştırma yapıldı. Kamulaştırmaların ekonomiyi daha verimli hale getirdiği dünyanın en başarılı örneklerinden biriydi. Sağlık ve eğitim ücretsiz hale getirildi. Halkın elektrik, su ve yakıt ihtiyacını karşılamak için fiyatlar daima düşük tutuldu.

Morales bununla yetinmeyerek kuvvet ayrımlarını, yerli hak ve kültürlerini garanti altına alan Bolivya tarihinin en ileri demokratik anayasasını yaptı. Sömürgeciliğin güçlü temsilcisi kilisenin, rejim içindeki gücü kırıldı. Yerli inanışı olan “Pachamama” yani “Toprak Ana” benimsendi. Anayasada özel, kooperatif ve kamusal olmak üzere üç tip mülkiyeti garanti altına aldı. Böylece Bolivya ekonomisinin bu üç ayağından ikisi sosyalist mülkiyet olarak tanımlandı.

Morales’i iktidara taşıyan halk hareketi yabancılara satılan su ve gaz rezervleri sebebiyle yükselmişti. Morales bu anti emperyalist dalgayı iktidarın siyasi ilkesi haline getirdi. ABD elçisini, USAID ve DEA’yı ülkeden kovdu. Sekiz ABD karakolunu kapattı. Mc Donalds bile şubesini kapatıp Bolivya’yı terk etti.

Birkaç yıl içerisinde Bolivya’nın sosyo-kültürel ve yapısal değişimi gerçekleşmiş görünüyordu. Kamulaştırmalar oligarşinin ve beyaz elitlerin ayrıcalıklarına son vermişti. Kilisenin gündelik hayatta ve siyasette etkisi kalmamıştı. Yerli kültürü tüm kamusal alanda belirginleşmişti. İlk uydusuna bile bir İnka isyancısı olan “Tupak Katari” adı konmuştu.

Morales iktidara gelene kadar bir köylü ülkesi olan Bolivya onunla beraber üreten ulusa dönüştü. Lityum, çimento, tekstil, otomobil fabrikaları kuruldu. On milyon nüfuslu ülkede 20 bin kooperatif yaratıldı. Alım gücü %400, asgari ücret %1000 arttı. 65 yaşına gelen herkese emeklilik maaşı bağlandı.

Devlet memurlarının %68’i kadınlardan oluşturuldu. Okuma yazma bilmeyenlerin oranı %28’den %2’ye düşürüldü. 1100 okul, 134 hastane, 7 binden fazla spor merkezi, mevcut yolların beş katı yani 25 bin km yol yapıldı. Bunlar yalnızca Bolivya ölçülerinde dev hamleler değil tüm tarihleri boyunca yapılmayan işlerdi.

Seçimi kim kazandı?

Bunca başarıdan sonra Morales’in 13 yıldır seçim kazanması kadar normal bir sonuç olmazdı. Morales 2005'te %54, 2008'de %67, 2009'da %64, 2014'te %62 ve bu son seçimlerde %47.08 oy almış. Fakat Amerikancı cephe hiçbir zaman bu sonuçları kabul etmedi. Buna karşın ABD kendini sekiz milletvekilinin oyuyla devlet başkanı ilan eden Bayan Jeanine Áñez’i hiç vakit kaybetmeden tanıdı.

Herkes Morales’in 20 Ekim seçimlerinden açık ara birinci çıktığını biliyor. 20 Ekim Pazar günü merkezlerden gelen ilk sonuçlarda Morales %9 öndeydi. Ancak bu yeterli değildi. Morales yasanın gerektirdiği biçimde ilk turda seçilebilmek için %40’ı aşmıştı ama kendinden sonra gelenden %10 önde olması gerekiyordu. Aksi takdirde seçim ikinci tura kalıyordu. Bolivya dünyanın en zorlu coğrafyalarından birine sahiptir. Ülkenin yarısı ortalama dört bin metre yüksekliğinde plato, geri kalanı Amazon kuşağında yer alır. Pazartesi günü dağ ve orman yerleşimlerinden gelen sonuçlar %47,08 ile Morales’in zaferini ilan ediyordu. Muhalefetin adayı Carlos Mesa %36,51’de kalmıştı. Aralarındaki oy farkı 600 bin dolayındaydı. Morales’in Partisi “Sosyalizme Doğru Hareket”i (MAS) mecliste 130 sandalyenin 67’sini, senatoda 36 sandalyenin 21’ini elde etmişti.

Darbeyi başarıya ulaştıran öznel koşullar

Morales’e karşı yapılan darbe paramiliter çetelerin, polisin ve son olarak ordunun katılımıyla gerçekleştirildi. Ancak bu salt silahlı güçlerin ittifakıyla başarıya ulaştırılmadı. Daha önceki dönemlerde Morales’e destek vermiş ve partisi Sosyalizme Doğru Hareket “MAS”a entegre olmuş kesimlerin darbeye küçümsenmeyecek oranda katıldığını görüyoruz. Diğer taraftan politik gruplar, sivil örgütler, medya, kilise ve ABD ile ilişkili Amerikan Devletleri Örgütü “OEA” gibi kurumlar da darbede etkin biçimde yer aldılar.

  1. Anayasal sınırların zorlanması

Bu olgulara rağmen darbenin başarıya ulaşmasında bir dizi başka faktörün bulunduğunu tespit edebiliyoruz. İlk olarak, Morales’in anayasadaki seçime girme sınırlamasını aşma girişimleri, değişik safhalarda, geniş kesimlerce, özellikle kentlerde reddedilmesine rağmen, adaylığını dayatması kendisine olan desteğin azalmasına yol açtı.

Latin Amerika’da halkçı bir mücadeleden gelip de seçim yoluyla iktidara çıkmış siyasal liderlerin en önemli sıkıntısı seçime girme sınırlamalarıdır. Başkanlar bazı ülkelerde hiç, bazılarında sadece iki kez üst üste seçime girme hakkına sahiptir. Bu “pax americana”ya dayalı ABD hegemonyasının dayattığı ve yasalara yerleştirdiği bir ilkedir. Amerikancı cephe bu ilkenin korunmasına özellikle önem verir. Demokrasinin korunması için bunun zorunlu olduğunu savunur. “Aksi takdirde diktatör özentili liderler ömür boyu başkan kalırlar”.

Bu “demokrasi” propagandası, Bolivya muhalefetinin de Morales’e tek yüklenebildikleri noktaydı. Zira bu kurala göre en fazla iki dönem üst üste devlet başkanı olabilirdi. Seçim sınırlamasını kaldırmak için 2016 Şubatında yapılan referandumu ise 135 bin oy farkıyla kaybetti. Morales bir yıl sonra seçime katılım sınırlamasını kaldırmak için Anayasa Mahkemesine gitti. Mahkeme anayasanın ilgili maddesinin insan hakkı ihlali olduğu sonucuna vararak iptal etti. Buradan çıkan kararı Yüksek Seçim Mahkemesine (TSE) götüren Morales ve yardımcısı 20 Ekim seçimlerine katılma vizesi aldı.

Bu noktadan itibaren bizdeki YSK’nın bir benzeri olan TSE’ye karşı yoğun bir güvensizlik propagandası başladı. Seçim gecesi Morales’in oyları %9 öndeyken TSE’nin sayımı durdurması vaziyeti daha kötü bir hale soktu.

  1. Ekstraktivist modelin aşılamaması

İkincisi, geniş hakim sınıfsal sektörlerde Morales’in artık karlarını garanti edemeyeceği yönünde kesin bir kanaat vardı. Morales yönetimi 13 yıl boyunca ekonomiyi temel olarak hammadde ihracına dayalı olarak sürdürdü. Bu model İspanyol fethinden bu yana Latin Amerika’da egemen olan anlayıştır. 21.yy Sosyalizmi olarak adlandırılan “halkçı ve milli” yönetimler de aynı birikim modelini benimsemişlerdir. Bunun hangi koşulların dayatmasıyla gerçekleştiği ayrı bir tartışma konusudur. Morales de sürgündeki Ekvador lideri Rafael Correa gibi, dünya pazarına sattığı bazı hammaddelerin yüksek dünya fiyatları ile beslenen ekstraktivist mantığına bağlı kaldı. Bolivya zenginleşse de, Morales halka daha iyi bir gelir dağılımı sunsa da; doğal kaynakların yağmalanması ve işgücünün aşırı sömürüsüne dayalı, dışa bağımlı, az gelişmiş kapitalizm güçlendi. Bu modelde – Venezuela’da görüldüğü gibi- hammadde ihraç eden ülkenin dış pazara bağımlılığı sebebiyle, küresel fiyat istikrasızlığından kaynaklanan krizlerin toplumsal projeleri kesintiye uğratması kaçınılmazdır.  Modelin devamlılığı yatırımların sürmesine bağlıdır. Venezuela’da Çin yatırımlarının kesildiği 2017 yılından bu yana petrol üretimi trajik biçimde düşmüştür. Bahsettiğimiz ülkeler yatırım için dış kredilere muhtaçtır. Bu durumda yönetici sınıfların giderek daha fazla uluslararası sermayeyle çıkarları bütünleşmektedir. Morales yönetiminde özellikle beyaz elitlerin egemen olduğu Santa Cruz’un, Brezilya ile tarımsal sektörleri ortaklaştı ve Çin’le olan ticaret bağları güçlendi.

Dış ticaretin artışına paralel olarak dış borçlar da arttı. Ekonomiyi dengeleme ihtiyacı tasarruf tedbirlerini gerektirdiğinde siyasal dengeler de tersine dönmeye başladı. Oysa Morales on yıl boyunca gaz ve petrolün millileştirilmesi sayesinde elde ettiği gelirin bir kısmını subvansiyonlara ayırıyordu. Tüketimi artıran bu model “aşırı mali harcamalar”ın disiplin altına alınmasıyla durdu.

Ekstraktivizmin halkçı politikaları ya da Morales’in partisinin adı gibi sosyalizme doğru bir hareketi geleceğe taşıyamayacağı görüldü. Morales büyük ekonomik grupların ekstraktivist modeli derinleştirme baskısı ile partisinin tabanını oluşturan emekçi kesimlerin beklentileri arasında sıkıştı. Bolivya halkı hızlı tepki veren ve direnişçi bir yapıya sahiptir. Buna benzer dönemlerde çıkarını sermayeye karşı korumayı bilmiştir. Örneğin halk mücadelesi sonucu 2010’da mazot fiyatlarına yapılan zammı geri aldırmış, 2011’de büyük yerli yürüyüşüyle otoban inşaatlarını durdurmuştu. Bu yıl seçimden önceki üç ayda özellikle Santa Cruz ve Potosi’de halkın benzer kamulaştırmalar sebebiyle yerlerinden olmaya karşı direnişi çok sertti. Morales sermayenin ihtiyaçlarını karşılayabileceğini kanıtlamak isterken halkla karşı karşıya gelmişti.

  1. Sermayenin taleplerini frenleyememek, bölgesel talepleri yönetememek

Morales’in ulusal ekonomiyi güçlendirme adına attığı bu adımlara en iyi örneklerden biri 741 nolu kanun ve 3973 numaralı kararnamedir. Kısaca özetlersek geçtiğimiz yaz Amazon yangınlarından Bolivya da etkilendi. Ancak bu yangınların büyük kısmının doğal nedenlerden çıkmadığı biliniyor( bkz. “Amazonları kim yakıyor?” Özgür Uyanık, Bilim ve Ütopya, Ekim 2019). Yukarıda bahsi geçen kanun ve kararname işte bu yangınlara yasal dayanak sağlıyordu. Çünkü Bolivya Amazonlarının olduğu Beni ve Santa Cruz bölgesinde dev transnasyonal maden şirketlerinin işlemek istediği altın, gümüş, tantalita, ametist gibi kıymetli madenler bulunuyor. Ayrıca Brezilyalı ve Çinli tarım şirketleri bu verimli topraklarda tarım alanları açmak istiyor. Yangınlar bu iki sektörün çıkarları doğrultusunda gerçekleşiyor. Eylül ayının ortasında yangınlara tepki olarak “ 10. Yerli Yürüyüşü” başlatıldı. “Chiquitania’nın Savunması” adı verilen bu yürüyüş bir aydan fazla sürdü. Morales’in geçen temmuz ayında yayınladığı kararnamenin iptal edilmesi gündeme geldi. Tam bu noktada sermaye çevrelerinden Morales hükümetine sert eleştiriler duyulmaya başlandı. Ülkenin “modernleştirilmesi” için daha dik duran, köylülere teslim olmayacak bir başkana ihtiyaçları olduğunu ilan ettiler.

İkinci örnek de Potosi bölgesinde yaşandı. Burası Morales’ ikinci başkanlık dönemine başladığı 2014’ten sonra merkezi hükümetten yeterli yardım alamadıklarından şikayet eden bir bölgeydi. Dünyanın en büyük tuz gölü olan “Salar de Uyuni”nin bulunduğu Potosi çok zengin madenlere sahip. Morales’in 2018 Aralık ayında 3738 numaralı kararnameyle Alman ACISA şirketiyle ortak karma Bolivya Lityum Madenleri (YLB) şirketinin kuruluşunu ilan etmesi bölgede hoşnutsuzluğu daha da artırdı. Potosi yerküredeki Lityum rezervlerinin neredeyse %70’ini barındırıyor. Yapılan anlaşmayla Alman şirket %49 hisseye sahip oldu. Sağcı sermayenin elindeki Potosi Sivil Comitesi (Comcipo) bölgede sınırsız bir genel grev ilan etti. Zamanla içlerinde daha önce MAS’ın ittifakı olanlar dahil farklı sosyal kesimler greve dahil oldular. Morales’in kararnameyi iptal etmesi bile grevi durdurmaya yetmedi. 20 Ekim seçimleri üzerinden iki hafta geçmişti. Bu defa hükümet Alman şirketiyle yapılan anlaşmayı da iptal ettiğini duyurdu. ACISA Genel Direktörü Wolfgang Schmutz haberi 4 Kasımda radyodan öğrendiklerini açıkladı. Alman otomobil endüstrisinin geleceği bu anlaşmaya bağlıydı. Spigel dergisine açıklama yapan Schmutz, Potosi’ye verilen kar payını kendilerinin belirlemediğini söyledi. İddiaya göre Potosi kardan %3 pay alacaktı ve bu benzer örneklerden oldukça düşük bir orandı. Örneğin Arjantin’de yerel birimlerin yatırımlardan aldığı pay %8-10’du.

20 Ekimde seçimi protesto eylemlerinin ilk olarak Santa Cruz ve Potosi’de başlaması tesadüf değildir. Egemen sınıflar artık önceki Morales dönemlerinde karları edinemeyeceklerini fark ettiklerinde saldırıya geçtiler. Ve Morales’in dayandığı toplumsal kesimleri kontrol edemeyecek kadar zayıfladığını gördüler. Zaten uzun süredir sürmekte olan eylemler onun yönetme kapasitesini tartışılır hale getirmişti. Sermayenin MAS hükümetine güvensizliği 2008’deki yeni anayasa çatışmasında da ortaya çıkmıştı fakat bölgesel bloklaşma görülmemişti.

  1. Irkçı ve yerli düşmanı örgütlenmenin kırılamayan gücü

Darbenin temel ve itici gücünün ırkçı örgütlenmeler olduğu açıkça görülüyor. Morales’in terk etmesi üzerine başkanlık sarayına giren ilk kişinin Camacho olması ve Ãnez’in kendini başkan ilan etmesi bunun bir kanıtı. 13 yıllık MAS iktidarının en büyük başarısızlığı belki de yerli ve köylülere yönelik ırkçı kültürü kıramamasıdır. Yüzyıllar boyunca Bolivya’ya egemen olan beyaz azınlığın ideolojisi ve onun yarattığı ekonomi ırkçı temelde toplumsal kastları oluşturmuş. 2005’teki devrim dalgası bu kastları zayıflatmış ve birbiriyle hareket edemez hale getirmişti. 2008’de yapılan anayasanın yerli kültürü ve kimliğini üstte tutan yapısına rağmen yeni toplumsal sözleşmeyi benimsemeyen elitlerin gücü ırkçı yapıyı ayakta tuttu. Oligarşik yapının sürekliliği ve dayandığı sermaye gücünün artması onun yarattığı kastların etkinliğini de artırdı.  Ekonomik çıkarlara dayalı siyasal çatışma, önceki dönemde birlikte hareket etmeyen bu yapıları birbirine yakınlaştırdı. Morales’in ırkçı ideolojiye sahip sermaye gruplarını kendine yedekleme politikası da başarısız olunca inisiyatif bu gruplara geçti.

Darbeci muhalefetin önderliğini ele alan Luis Camacho’nun kimliği ve kişiliği Bolivya’daki egemen sınıfı iyi biçimde yansıtıyor. “Panama Papers” belgelerinde vergi kaçakçısı olarak geçen kriminal burjuva Camacho, Nisan ayında “Santa Cruz Sivil Komitesi” adlı örgütün başına geldi. Temmuz ayında Morales’in yeniden seçime girmesine karşı kampanya başlattı. Seçimlerin gerçekleştiği gün ise doğu eyaletlerinde ayaklanmaya önderlik etti. Morales’in Amerikan Devletleri Örgütü’nün inceleme yapmasını kabul etmesiyle Camacho’nun sokak hareketi daha da sertleşti. Camacho, eylemciliğiyle ve dinciliğiyle Katolik ve evangelist kilisesini, ticaret ve işadamı konfederasyonunu, doğu eyaletleri tarım üreticileri odasını kendi bloğuna katmayı başardı. Buna karşılık MAS iktidarının en önemli destekçilerinden Potosi Maden Kooperatifi’nin Morales’in istifasını istemesi Camacho’nun faşist cephesini çok daha üstün hale getirdi.

  1. MAS’ın sosyal ittifaklarını, Morales’in polis ve askerin idaresini kaybetmesi

İktidar bloğunu ayakta tutan sosyal güçlerin geri çekilmesinin bir sonucu olarak Morales sokak mücadelesine girmeden istifasını vermek zorunda kaldı. 2008’deki Anayasa çatışmaları sırasında Morales’e omuz veren hiçbir sosyal hareket bu defa meydanda yoktu. Zaten Morales Bolivya devlet başkanlığının ikinci yarısından bu yana sosyal ve politik desteğini yitirmeye başlamıştı. Bazıları çoktan muhalefete geçmişti. Bu süreçte oligarşinin kalesi olan doğu eyaletlerinde hemen tüm ittifaklarını,  başkentteki koka üreticisi destekçilerini, Potosi’deki kooperatifleri, CONAMAQ isimli ulusal yerli meclisi örgütlenmesini, Cochabamba fabrikalarını yitirdi. Anlaşılan Morales başkanlık döneminde partisinin toplumsal dayanağı olan sosyal örgütlenmeleri iktidarına yedeklemeye çalışmış fakat başaramamıştı. Bunun sebebi Bolivya’da toplumsal hareketin temeli olan örgütlenmelerin uzun mücadele süreçlerinde ve otonom yapıda ortaya çıkmasıydı. Bir iktidarı destekleyebilir fakat sert bir yapıya sahip olmaları sebebiyle iktidar içinde eriyemezlerdi. Morales ve yardımcısı Garcia Linera sosyal hareketin zirvede olduğu bir dönemde liderliğe gelmişti. Fakat zaman içinde hareketin önünde bir engel oldukları düşüncesine yol açtılar.

Darbeye polis teşkilatının katılımı çıplak gözle izlenebiliyordu. Daha başlangıçta faşist çeteler Morales taraftarlarına saldırdığında polis ortalıklarda görünmüyordu. Sonra La Paz, Cochabamba, Potosi ve Santa Cruz’da polis merkezleri ayaklanarak muhalefetin tarafına geçtiğini ilan etti. Olan biteni izleyen Silahlı Kuvvetler, Morales’in yeniden seçime gitme çağrısını yapmasıyla sessizliğini bozdu ve istifasını istedi. Polis ve asker darbenin bir parçasıdır. Rejimin silahlı güçleri rejimin kurumlarının yasal güvenliğini bile sağlayamayacak durumdadır. 13 yıllık MAS iktidarından kendisine değil belki ama hiç olmazsa rejime sadık bir güvenlik örgütlenmesi bırakması beklenirdi.

Darbenin ardındaki uluslararası güçler

ABD yarım asırdan uzun süredir Bolivya’da hakim. Bu ülkede yapılan askeri darbelerden Che’nin öldürülmesine her olayda ABD’nin parmağı olduğunu herkes biliyor. Venezuela’dan çok önce Bolivya’da USAID aktif biçimde çalışıyordu. Koka üretimi bahanesiyle uyuşturucuyla mücadelede işbirliği adı altında DEA burada güçlü istihbarat faaliyet yürütüyordu. Eskiden Silahlı Kuvvetlerde atamalar ve rütbe ABD büyükelçisinin iki dudağının arasındaydı. Hepsine Morales son verdi. ABD elçisini, USAID’i ve DEA’yı ülkeden kovdu. Wikileaks belgelerindeki bu konuda çok sayıda ABD dışişleri yazışması ortaya çıktı. Bolivya’dan kovulan ABD’nin komşusu Paraguay’da sınıra yakın büyük bir askeri üs kurduğu bir sır değil.

ABD denetimindeki Amerikan Devletleri Örgütü “OAS” açıkça Morales karşıtı cepheyi destekledi. Seçimi geçerli saymadı ve sonrasında Morales’in istifasını istedi. Aynen Venezuela’da olduğu gibi ABD, İngiltere ve OAS kendini devlet başkanı ilan Añez’i hemen tanıdı. Buna bölgedeki ABD ittifakları Kolombiya, Guatemala, Brezilya katıldı.

Asıl beklenmedik olan Rusya’nın tanıma kararıydı. Rus Dışişleri Bakan yardımcısı Serguéi Riabkov, Áñez’i tanıma kararını “meclis çoğunluğuyla seçilmemesine karşın mevcut durumda o başkan sayılır” diye açıkladı. Oysa her şeyden önce Bolivya meclisi Morales’in istifasını oylamak zorundaydı. Senato da istifayı onaylarsa Morales’in başkanlığı düşebilirdi. Bu durumda Senato başkanı, olmazsa yardımcısı geçici olarak başkanlığı üstlenebilirdi. Morales’in partisinden olan senato başkanı Adriana Salvatierra darbe sırasında ailesi rehin alındığı için istifa ettiğini açıklamıştı. Onun yardımcısı olan Ruben Medinacelli’nin de darbeden sonra istifa ettiği söylenmişti. Oysa her ikisi de darbeden birkaç gün sonra Kongre binasına gitmiş fakat içeri alınmamışlardı. Áñez senatonun ikinci başkan yardımcısı sıfatıyla başkanlığı üstlenmişti. Ancak böyle bir yetkiyi devralabilmek için yine senatonun oyuna ihtiyacı vardı. Kendi kendini başkan ilan etme yasadışıydı. Bunu Rusya bilmiyor olamaz.

Oysa daha geçen Temmuzda Morales, Moskova’ya giderek bazı stratejik anlaşmalar imzalamıştı. Tarım alanından uçak sanayiye demiryollarından nükleer reaktör yapımına kadar geniş bir alanı kapsayan iki ülke arasındaki geniş işbirliği sağlanmıştı. Ancak seçim günü daha sonuçlar netleşmeden Rus haber ajansı Sputnik Morales’in ilk turda kazanamadığını haber yapması akıllarda şüphe uyandırdı.

Rus dışişleri tanıma kararını açıklarken Brezilya başkenti Brasilia’da bulunuyordu. Birkaç gün sonra Putin, BRICS toplantısında Brezilya devlet başkanı Bolsonaro’nun elini sıkacaktı. Putin’in verdiği resim, Rusya’nın -ABD’nin bölgedeki en radikal ortağı olan- Brezilya’yı kaybetmemek için Morales’i feda ettiği düşüncesini uyandırdı.

Çin’in darbe karşısındaki sessizliği de sorulara yol açıyor. 2017’de Bolivya madenlerinin %61’i Asya bölgesine ihraç edilmişti. En büyük pay da Çin’indi. Ayrıca Pasifikten Atlantik’e “İkinci İpek Yolu”nun ana taşıyıcısı Bolivya. Bu ülkedeki siyasi gelişmeler Çin’in ekonomik çıkarlarını etkileyebilir. Öyleyse Asya devinin Morales darbesiyle ilgilenmemesi düşünülemez. Santa Cruz bölgesindeki yatırımlarıyla birlikte ele aldığımızda Bolivya sermayesiyle Çinli şirketlerin yakın ilişkileri olduğu kuşku götürmez. Morales’in doğu eyaletlerinde başta Çinli olmak üzere yabancı şirketler için tarım alanı açmak için yayınladığı kararnameyi iptal etmek zorunda kalması bu ülkenin sessizliğine sebep sayılabilir.

Morales’in Hatası

Bazılarına göre Morales anayasayı zorlamakla hata yapmıştı. Oysa referandum ve sonrasında anayasa mahkemesine gitme önerisi bugün Morales’e karşı darbecileri destekleyen Amerikan Devletleri örgütü OAS’tan gelmişti. Bu süreçte muhalefetin adayı Carlos Mesa bizzat Morales tarafından Bolivya’nın en önemli dış politika konusu olan denize çıkışıyla ilgili özel temsilci olarak atanmıştı. Yani bugün bize yansıdığı gibi iktidarla muhalefet arasında uzlaşmaz karşıtlık durumu yoktu.

Darbe sonrası yasal muhalefet lideri Carlos Mesa’nın adı bile geçmiyor. Yaratılan terör Mesa’nın muhalefetini gölgede bıraktı. %35 oy alan bir liderin Morales’in olmadığı koşullarda inisiyatifi ele alması beklenirdi. Morales’le iktidar yarışına giren Mesa yerine sıradan bir faşist senatör devlet başkanı koltuğuna oturdu.

Yeniden seçime girmenin sınırlanmasının siyaset alanını daralttığı gerçeği bir yana, %45 oy almış bir adayın ilk turda seçilmeye yeterli olmadığı iddiası art niyetlidir. Örneğin ABD’nin çok “demokratik” biçimde seçtirdiği Brezilya devlet başkanı Bolsonaro %33, Kolombiya başkanı Ivan Duque %21, Şili başkanı Sebastian Piñera 16%  seçmenin oyunu almıştır.

Muhalefetin iddiası %2-3’lük bir oranın iktidar tarafından manipüle edildiği yönündedir. Morales’in  ve partisinin aldığı oyun %10 mu %9 mu muhalefetten önde olduğu tartışılabilir ama açık ara önde olduğu kesindir. Üstelik Morales ülkede yaratılan kaosa son vermek için yaptığı yeniden seçim çağrısını reddedilmiştir. Muhalefete bağlı çeteler iktidar partisine üye milletvekili, senatör, belediye başkanı ve valilerin ailelerini kaçırıp istifaya zorlamış, devlet başkanı ve yardımcısının evlerini yakmıştır. Bu olaylara müdahale etmeyen polis başkent dahil dört büyük kentte hükümetin emrinde olmadıklarını ilan edip muhalefete katılmıştır. Tüm bu olanları sessizce izleyen silahlı kuvvetler, OAS’ın seçimleri tanımama kararından sonra, Morales’in istifasını isteyen bir muhtıra yayınlamıştır.

Asker, polis, paramiliter gruplar, dinci ve ırkçı örgütler tarafından Morales hükümetine bir yıldırım darbesi indirilmiştir. Morales yanıltılmış, aldatılmış ve süreci öngöremediği için hazırlıksız yakalanmıştır. Uzun vadede oligarşinin çıkar çarkını kırmadığı için; silahlı kuvvetleri millileştiremediği ve özellikle polis teşkilatını kontrol edemediği için yenilmiştir. Bu bir CIA darbesidir. Çünkü bu kadar parçalı ve zayıf bir muhalefeti başka hiçbir kuvvet eşgüdümlü şekilde hareket ettiremezdi. Komplo uzun bir süreçte mükemmel biçimde hazırlanmıştır.  

Latin Amerika’nın dostu kim?

Darbeye karşı Venezuela, Küba ve Nikaragua’nın sert tavrı bekleniyordu. Ancak bu ülkeler ambargo altında oldukları için Latin Amerika’da etkinlikleri zayıf. Bolivya’da yasadışı rejim tesisine karşı duran ülkelerin başında Arjantin geliyor. Bolivya ile aynı gün yapılan seçimlerde “halkçı ve milli” Alberto Fernandez’i başkan seçen Arjantin’de darbeyi protesto gösterilerine katılım olağanüstüydü. Üstelik tüm Latin Amerika’da yalnızca Arjantin meclisi toplandı ve darbeyi kınayan bir karar aldı. Henüz devir teslim yapılmadığı halde başkan Alberto Fernandez, Meksika devlet başkanı Manuel Lopez Obrador’u arayarak ortak tavır geliştirdi. Bunun neticesinde Morales ve yardımcısı Meksika’ya gittiler.

Morales kısa vadede pek mümkün olmasa da ülkesine dönecektir. Bolivya’da yeniden iktidara gelme ihtimali ise yok. Darbe sürecinde yalnız kalışı ve ülkeyi terk etmesi bunu gösteriyor. Partisi MAS toparlanabilecek mi yoksa içinden yeni partiler mi çıkacak göreceğiz.

Asıl önemlisi Morales’i iktidara taşıyan ve 13 yıl orada tutan maden işçileri, kooperatifler, yerli örgütleri ne yapacak? Bu yapılar son elli yılda yarattıkları tek ulusal liderliğin yerine ne koyacaklar? Ülkeyi içinde bulunduğu kaostan çıkaracak bir halk iradesi ortaya çıkacak mı? Oligarşiye karşı halkın tarihsel kazançları nasıl korunacak? Bolivya’nın yeniden emperyalizmin kontrolüne geçmesi nasıl önlenecek? 

Her şeye rağmen ırkçı elitin Bolivya’da bir düzen kurması beklenemez. Morales Bolivya’ya dönmese bile kurulabilecek yeni rejimin asgari demokratik ölçülerde olması mümkün değil. Bolivya’da ırkçı ideolojiye sahip beyaz elitin normal bir rejimde iktidarı elinde tutma ihtimali yok. Kaos ve sosyal katmanların birbiriyle çatışmasının sürmesinden başka beklentileri olamaz. Yahut da Santa Cruz ve Potosi’deki madenlere sahip ülkeyi bölmeyi deneyeceklerdir.

Güney Amerika’da sürekli devrim geleneğine sahip tek ülke olan Bolivya’nın teslim olması beklenemez. Halk hareketi ırkçı terör karşısında geri çekilmeyecektir. Bolivya emekçileri büyük bedeller ödenecek olan bir mücadelenin başındadır. Yenilebilirler ama asla teslim olmayacaklardır. Zafere kadar yüzyıllar geçse dahi mücadeleye devam edeceklerdir.

Videolar





Haberler

İğrenç bir komplo!
Adamın partisine el koydukları yetmemiş gibi şimdi de fuhuşla suçlayıp itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar.
Venezuela’da parlamentodan sonra partiler rejimi de sona eriyor
Venezuela’da iki sosyalist partiye kayyım atandı
Nobel’in ardındaki “Zürafa” öldü
Mercedes Barcha Pardo, cumartesi sabahı Meksika başkenti Meksiko’da, 87 yaşında hayata gözlerini yumdu. Külleri eşinin yanına Cartagena Kolombiya’daki mezarına taşındı.
Bolivya'da darbe bitmiyor
Bolivya, Evo Morales’in darbe ile ülkeyi terk etmek zorunda kalışının üzerinden henüz bir yıl geçmeden yeni bir darbeyle karşı karşıya. Daha önce 2 Mayıs olarak belirlenen ve sonra 6 Eylüle alınan seçimler Yüksek Seçim Mahkemesi (TSE) kararıyla üçüncü kez belirsiz bir tarihe ertelendi. Güvenlik güçleri kararı protesto eden halka karşı ateşli silahlar kullanıyor. Son on günde en az yüz kişinin ordu ve paramiliter güçlerin saldırılarında öldüğü tahmin ediliyor.
Ve sonunda Bolsonaro da maskeyi taktı (Kısa bir süreliğine de olsa)
Pandemiye karşı önlem almamakla ünlü Brezilya devlet başkanı Jair Messias Bolsonaro'da Kovid pozitif çıktı.
“Sıfır Numaralı” Komutan’a Veda
Tarihin nasıl ilerleyeceği meçhuldür ama eğer ilerleyecekse bu sıra dışı kişilerin “zoruyla” olacaktır. Althusser’in dediği gibi “Gelecek Uzun Sürer”, tarih yavaş ilerler, toplumlar zamanla evrilir ve devrimlerle dönüşürler. Verilen mücadelelerin şiiri gelecek kuşaklara miras kalır. İyiler ve kötüler, ta ki kurnazlar ortaya çıkana dek, alışkanlık gibi savaşı sürdürürler. Çünkü tarihin akışını değiştirmek için savaşmak yetmez. Onu farklı biçimde yorumlamak da gerekir.
Maduro’yu Kızıl Bereli Burjuvalar mı devirecek?
Venezuela başkenti Karakas’tan kalkan T7-JIS kuyruk numaralı bir jet Cuma gece yarısına doğru Senegal kıyılarının karşısında bulunan Cabo Verde uluslararası havaalanına indi. Uçağın içinde Amerikan güvenlik birimlerinin beklediği önemli bir misafir vardı: Alex Nain Saab Morán adındaki Kolombiya kökenli bu iş insanı ABD’nin Maduro yönetimine yönelik açtığı ve ucu Türkiye’ye kadar uzanacak davaların kilit bir ismiydi.

Latinamerikainfo | Copyright 2014 | Sitemizde Kullanılan Tüm Yazı ve İçerikler Özgür UYANIK'a aittir. İzinsiz ve İsim Belirtmeden Kullanılamaz. Tüm Hakları Saklıdır.